Parantezler içinde hayat

İlkokul ve ortaokul dönemlerimde dersler arasında bir ayırım yapmazdım. O dönemki felsefeme göre mademki okula  gidiyorduk, dolayısıyla önümüze ders adı altında çıkan her şeyi en iyi şekilde öğrenmek ve ondan en yüksek notu almak durumundaydık.

Türkçe, Tarih, Edebiyat, Sosyal Bilimler, Fen ve Matematik hepsi benim için eşit konumdaydılar.

Liseye geçtikten sonra nedense matematik ve fen derslerinin  gözümdeki cazibesi azalmaya başladı. Sadece biyolojiyi bir miktar farklı bir yerde tutuyordum. Çünkü aile çevrem benim doktor olmamı istiyorlardı. Ben de içten içe bu hedefe yönelme eğilimindeydim. Okuduğum lisede tüm fen derslerimiz gibi biyoloji de Fransızca idi. Lisede öğrendiğimiz özellikle insanın iç yapısı ile ilgili bilgilerin ( iç organlar, kemikler, kaslar vs) ilerde tıp tahsilinde ve de bilhassa anatomi dersinde işime çokça yarayacağına dair bir inancım vardı. Çünkü özellikle insan vücudu ile ilgili ezberlediğimiz bilgileri doktorların yanında dile getirdiğimde onlarla ciddi bir dil birliği kurduğumu hissediyordum. Muhtemeldir ki biyolojiyi o sebepten biraz daha ayrı bir yere konumlandırmıştım.

Matematik konusunda da cebir bölümü biraz ilgimi çekiyordu. Lisede ve daha sonra üniversite döneminde okuduğumuz matematikle ilgili konuların önemli bir bölümünü daha sonra kullanma imkanı bulamadım.

Fakat hassaten cebir alanındaki  bir problem çözme usulü benim hayatımda çokça kullandığım ve herkese de tavsiye ettiğim bir yöntem oldu.

Neydi bu yöntem?

Bilindiği üzere cebirde bir problem çözerken öncelikle parantez içindeki işlemler yapılır daha sonra o parantezlerden elde edilen sonuçlarla işleme devam edilir. Yani her parantez kendi çapında küçük bir dünyadır

Ben bu yöntemi sosyal ve iktisadi hayata uygulamaya çalıştım. Bu uygulama bana meselelere daha rahat hakim olabilme, sorunları çözebilme ve onları birbirlerine karıştırmama noktasında  ciddi fayda sağlamıştır

Şöyle bir düşünce yolu izlemeye çalışırım; Hayatımız bir yönüyle baktığımızda çok büyük bir parantez. Bu hayatın içinde daha alt parantezler de bulunuyor.

Mesela evli isek kendi çekirdek ailemiz bir parantez. Anne babamız ve yakın akrabalarımızın  içinde yer aldığı geniş sülalemiz de bir diğer parantez.  İş hayatımız ayrı bir parantez. Tabii iş hayatımız içinde farklı işlerimiz varsa onların hepsi kendi başlarında birer parantez.

Gönüllü çalışmalar içinde bulunuyorsak bunların da hepsinin ayrı birer parantez olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu parantezlerin iç düzenlerini parantez mantığına uygun olarak daima ayrı ayrı tuttunuz zaman olayları daha kuşatabiliyorsunuz

Esasında bu bakış açısı analitik düşünce yapısı ile de biri bir ölçüşüyor. Meseleleri parçalara ayırarak analiz etme sonra parçadan bütüne doğru gitme..

İşleyişi bir de detaylı olarak gözden geçirelim; Sabah evden çıkıyorsunuz. Bazen insan evden daha keyifli çıkar bazen de sıkıntılı çıkabilir. Hangi hal üzere bulunursak bulunalım, ev parantezini kapatıp çıkmalı ve gittiğiniz yerde yeni parantezi açmalısınız. Gündelik işleriniz arasında insana mutluluk ve sıkıntı veren uygulamalar vuku bulabilir.

Ticaret ve/veya üretim hayatımızın içinde farklı bölümler olduğu dönemlerde bu bakış açısı çok daha kullanışlı oluyordu. Mesela bir dönem matbaa ve ambalaj tesisimiz vardı. Ben bunların her bir bölümünü ayrı bir dükkan veya parantez gibi görürdüm. Baskı bölümü ayrı, kesim bölümü ayrı yapıştırma ayrı, baskıya hazırlama bölümü ayrı.

Örnek bir olay düşünelim: Baskı makinelerinin birinde arıza olmuş ve üretimin bir bölümü sıkıntı çekiyor. Usta başı eyvah, yandık bittik diyor. Oysa parantez usulünde bakışımızın şu şekilde olması gerekiyor.. Evet baskı bölümünde bir sıkıntı oluştu. Hemen bir yandan tamir ederken diğer yandan başka bir yerde bu baskıyı yaptırıp sistemi devam ettirmemiz gerekiyor. Baskı bölümünden kesime geçerken ne kendimiz ne de diğer bölümde çalışanlar baskı bölümündeki sıkıntıyı oralara taşımayacağız. Baskı parantezini kapatacağız ki sıkıntı diğer alanlara taşmasın ve parantezin içinde kalsın.

Tüm bu bölümleri kendi mantığı içinde ele alıyoruz ve iş yerimizden çıkarken oranın da parantezini kapatmak icap ediyor. Diyelim ki o gün sıkıntılı bir gün geçirdiniz ve hesap dili ile söylersek eksi bakiye ile çıkıyorsunuz.

Gideceğiniz yer gönüllü bir faaliyet olan vakıf veya dernek. İş yerinizdeki parantez içindeki işlemin eksi olması kesinlikle ne gönüllü çalışmanızın alanına ne de evinize taşınmamalı. Çünkü her ikisi de ayrı bir parantez. Her ikisinin de içinde bulunan diğer insanlar ve münasebetlerin sizin işinizde olanlarla bir alakaları yok. Onlara iş yerindeki eksi işlemin bedelini ödetmeniz haksızlık olur.

Diyelim ki gönüllü çalışmanızda artı bir tablo ortaya çıktı. Akşam eve geldiniz sabahki hafif menfi işlemi de bir şekilde düzelttiniz. O zaman günlük hayatınızın bütününü bir parantez olarak düşünüp değerlendirebilirsiniz.

Bu durumda içinde sonucu eksi çıkan bir işlem ( yani iş hayatınızdaki o günkü menfi şartlar) olsa da günlük toplamınız genel olarak artı bir sonuca ulaşmış gibi görünüyor. O gün böyle bir sonuç sizi tatmin edebilir ve müsbet bir durumdan dolayı şükrünüzü ifa etmeye yönelirsiniz. Gerçi sonuç genel toplamda eksi de çıkabilir. Yeni bir günde daha iyi sonuçlar, küçük ve büyük parantezler içinde sonucu artı olarak ortaya çıkan işlemler bütününe ulaşmak için gayret gerekiyor.

Günlük bazda olayları parantez mantığı içinde guruplarken bunu haftalık ve aylık bazlarda da paranteze almak işlerinizi ve düşüncelerinizi daha iyi toparlayabilmenize ve onların birbirlerine karışmamasına imkan verir.

Özet olarak bu parantez yöntemi yani meseleleri parçalara ayırarak incelemek, onları kendi bölümlerinde değerlendirmek, ortaya sorun çıkarsa onları öncelikle kendi parantezi içinde çözmek ve bu çözüm sürecinde parantezleri birbirlerine karıştırmamak gerekiyor. Aksi durumda parantezlerin içindeki sonuçlar birbirlerini gereksiz yerde karışır ve ortaya istenmeyen neticeler çıkabilir.

Verimli bir hayat için parantezleri yerli yerine koymaya ve meseleleri bu parantezlerin içinde çözmeye çalışmalıyız.

İlave olarak, sürekli Allah’ın yardımını talep etmeliyiz ki hem tek tek işlerimiz güzel, hem de hayatımızın bütünü istikamet üzere olsun.

Rengarenk ipler ve hayat

Belli bir zamandır, parmaklarımın uçlarıyla tutmakta olduğum rengarenk iplerin ana kaynağından kopmakta olduğunu hayretle fark etmeye başladım. Bir yandan parmaklarımın uçlarına ve ellerime, bir de ellerimde kalan ip kalıntılarına bakıyorum. Onların kopmuş olan parçalarının nereye gittiğini anlamaya çalışıyorum.

Avuçlarımın içinde birkaç tutam ip: Farklı farklı renklerde.

Geriye doğru ucunu takip ettiğimde esasında hepsinin tek bir yumaktan geldiğini görebilmek mümkün. Birbirlerine sarılmış halde, çok uzaklarda, zaman çizgisinin derinliklerinde bir yerde duruyorlar. Farklı renkler üst üstü ve belli bir form içinde birbirlerine sarılı durduğundan güzel bir görüntü oluşturuyor. Uzakta pırıl pırıl parlıyor. Belki de bu elimizde tutabildiğimiz ve tutamadığımız ipleri değerli kılan da bu bütünlüğün güzelliği ve parlaklığı.

Ana kaynaktan çıkıp belli bir mesafeden sonra ayrı noktalara doğru yönelen değişik renklerdeki iplerin yanı başında farklı farklı kişiler görülüyor . Her biri tuttukları ipi başka bir tarafa doğru çekiştiriyorlar. Bazen farklı yönlere giden iplerin aralarda birbirleriyle kesiştiği bölgeler de görülüyor. Kesişip ayrıldıkları noktaların yanı sıra yumak oldukları, sonra tekrar açılıp yollarına devam ettikleri de vaki. Bazıları ise tamamen apayrı bir istikamete doğru gitmiş diğerlerine hiç aldırmadan.

Ben çok uğraşmama rağmen ötelerden gelen farklı renklerdeki bu iplerin her birinin ucunu tutamamıştım. Zaten hepsini bütünüyle tutabilmek de ne kadar mümkün olur onu da kestiremiyorum. Gerçi hepsi ana kaynağına nispeten önemli ve kıymetli olmakla birlikte daha çok ilgimi çeken renktekilerle ilgilenmeye çalışmıştım. Tutamadıklarımla da belli bir mesafeyi korumaya gayret ettiğimi de belirtmem gerek. Ama ancak bazılarını yakalamış ve elimde muhafaza etmeye çalışıyordum.

İlgimi çekenlerin hepsini de aynı zaman diliminde tutabildiğimi söylemem mümkün değil tabii ki. Bir de zaman içinde bazılarını yakalarken bazılarını da elimden kaçırmıştım. Ben elimde tutarken bazı parçaların birbirleriyle yumak oluşturdukları, birbirlerine karıştıkları da oluyordu. Bazen onları ayıklamak için bir hayli mesai sarf ediyordum.

Yıllar içinde elimde tuttuğum kimi iplerin bir şekilde zayıfladığını ve sanki kopacak hale geldiklerini hissetmeye başladım. Kimilerinin sanki renkleri mi solmuştu yoksa benim gözlerimin hassasiyeti mi bozulmuştu, onu çok da ayırt edemiyordum. Ama iplerin ilk tuttuğum andaki halleri sanki farklılaşmıştı.

Bazı ipleri bir kısım arkadaşlarım ile beraber tutmaktaydım. Hayatımızın bazı devrelerinde o beraber tuttuğumuz bölümlere sımsıkı sarılıyorduk. Sonrasında ya onların bir bölümü iplerin ucunu bıraktı ya da ben. Bazen de hepimiz bıraktık ve sonrasında başkaları tuttular o ipleri.

Bazı renklerdeki ipleri hayat çizgim içinde uzun bir süre tutmaya çalışmıştım. Onlara çok büyük bir değer veriyordum. Hatta zaman içinde o ipler benim için sanki çok kuvvetli ve çok parlak bir hal almışlardı. Sonra ne zaman ve nasıl oldu bilmiyorum ama onların bazılarıyla da benim aramda sanki bir şeyler değişti.

Bir an baktım ki ben o ipleri başka birilerinin eline tutuşturup bırakmışım. Acaba bu iplerle ilişkimin çok uzun sürmesinden dolayı canım mı sıkılmıştı? Veya bir hayli uğraştıktan sonra ben ancak bu kadar kuvvetlendirip parlatabiliyorum. Demek ki elimden başka bir şey gelmiyor. En iyisi bunları başkalarına bırakayım belki onlar daha iyi bir noktaya taşırlar diye mi düşündüm. Tam bilemiyorum

Farklı renkteki diğer bir kısım ipleri beraber tuttuğumuz arkadaşlarımda ise zaman içinde bazı tuhaflıklar fark etmiştim. Ben zikri geçen bu ipleri beraber tuttuğumuzu zannederken onların bir kısmının bu ipleri kendileri için değil de başkaları için tuttuklarını hayretle fark etmiştim. Hani biz bunları beraber tutuyorduk dediğimde ise idare et ne yapalım bu el esasında bizim gibi görünse de başkasınındır deyivermişlerdi bana. Çok şaşırmıştım.

Gerçekten insan sandıklarımın kartondan bir maket olduklarını fark etmek bana ciddi bir acı vermişti. Bazen kendimden bile şüphelenmeye başlamıştım. Yahu en iyi bildiğim insan bile hakikat değilse ben kendim acaba hakikat mıyım diye üstümü başımı yokladığım zamanlar olmuştu. Benim zannettiğim bu el acaba başka birilerinin koluna bağlı olabilir miydi? diye düşünmedim değil..

Yine bazı ipleri beraberce tuttuğumuz arkadaşlarımın ise o ipleri tutarken esasında beni o iplerle çevrelemek istediklerini veya hareketsiz bir şekle sokmaya çalıştıklarını zamanla hissetmiştim. Tuhaf bir şey değil mi? Ama aynıyla vaki…

Ne yapıyorsun deyince esasında senin bu ipi çekmek istediğin yer bence doğru değildi. Onun için senin çekme eyleminin bir şekilde engellenmesi gerekiyordu ama senin de bunu fark etmemen icap ediyordu ki üzülmeyesin. Çünkü biz seni seviyoruz ve üzülmeni istemiyoruz.

Beni benden daha fazla düşünen, üstelik beni düşünürken benim istediğim şeyleri bana yaptırmamaya çalışan veya benim istemediğim şeyleri bana yaptırmaya gayret sarf eden can arkadaşlarım..

Nasıl fark ettin, şimdi ne yapacağız? dediklerini bile duyduğum anlar olmuştu.

Yahu arkadaşlar biz bu elimizdeki ipleri beraberce şu istikamete çekmiyor muyduk?

Azizim sen hayal görüyorsun esasında bizim beraber olduğumuz yukarıdaki daha farklı bir çerçeveye göre yönümüz başka tarafa olmalı sen buna mani oluyorsun. Peki ne yapacağız bu durumda?

Cevap; ya sen bırak ya biz bırakıyoruz demişlerdi. Bu tip durumlarda bazen tuttuğum ipe veya iplere sıkıca yapışıp yapayalnız kaldığım olmuştu. Bazen de lanet olsun alın ipinizi deyip ben ucunu bırakmıştım.

İplerle geçen bu zaman diliminde hep iplerin en ucundaki yumağı anlamaya çalışmıştım. Bu ayrı renkler merkezden ayrılınca müstakil gibi durmakla birlikte hep beraber olduklarında çok güzel bir kombinezon meydana geldiğinin farkına varmıştım. Merkezden uzaklaştıktan ve araya bu kadar mesafe girdikten sonra iplerin uçları bir yerde tekrar ilk baştakine benzer bir yumak olabilir miydi? Buna uğraşmak bir hayal miydi? Bu hedef , varılabilecek bir kızıl elma olabilir miydi?

Teorik olarak bunun mümkün olduğunu düşünüyordum. O sebepten geçen zaman içinde bu ip parçalarından olabildiğince fazlasının ucunu tutabilmeyi arzulamıştım. Ucunu tutamadıklarımın ise en azından bir göz ve bir gün uzanırsam yakalayıverecek bir uzaklıkta olmasına gayret etmiştim. Bazen hayat şartları öyle bir karışmıştı ki biz bir yerde ipler bir yerde kalmışlardı. Ama dağılırken bile gözlerimi elimden kaçan ip uçlarından ayırmamaya çalışmıştım.

Şu an içinde bulunduğumuz zaman dilimi de sanki o saçılma dönemlerinden biri gibi duruyor.

Uzun zamandır tuttuğum iplerin büyük bölümünün ucu elimden kaçmışken herhalde acele etmeden neler olduğunu, niçin böyle bir noktaya gelindiğini ve en uzaktaki yumak ile şu an ayrı ayrı renklerdeki ip parçalarının durumunu analiz etmenin yararlı olacağı muhakkak.

Çünkü şu an sağlıklı bir analiz yapılamazsa kaçan farklı renklerdeki iplik uçlarının niye kaçtığı, kalanların niye kaldığı, acaba henüz ucunu tutamadığım renklerin benim için belki daha uygun olup olmayacağı konusunda isabetli karar vermiş olamayacağım.

Belki uzun süre bana daha tercih edilebilir gelen renklerdeki iplikler ihmal edilebilir bir mahiyet arz ediyordu kim bilir. Onları kendime yakın görmem belki de bir alışkanlıktan dolayı idi. Belki onları elimde tutmayacağım zaman kendimi eksik hissedeceğim gibi bir yanılgıya düşmüştüm. Şimdi elimden kaçmış olanlara bu şekilde bakınca daha farklı bir yoruma sahip olunabileceğini düşünür oldum.

Sonuç olarak iplerin uçlarının bir an dağıldığı bir zaman diliminde bakalım ortalık sakinleştiğinde elimde yeniden hangi renk iplikler olacak. Renklerin uyumu olacak mı? Elimdeki renklerden kalbim ve ruhum mutmain olacak mı? Gerçi hayat bu iplerin peşinden gitmek ve bu ipler üzerinden en uçtaki o rengarenk yumağın sırrına ermekten başka bir şey değil ki?

İnşallah fıtratımıza en uygun renkleri elimizde her daim tutarız. Ve olabildiğince rengarenk yumağın bütününü kuşatabilme imkanına sahip olabiliriz.