15 Temmuz’un yıldönümü üzerine bazı düşünceler

Tarihimizde önemli kırılma anlarından biri olan 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana tam bir yıl geçti. Daha önce 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat post modern darbesi ve 27 Nisan e- muhtıra gibi olayları geçiren bu millet bir yıl önce yeni bir darbe girişimini topyekun bertaraf etti.

27 Nisan e- muhtırası sonrasında o dönemin Başbakanı ve hükümetinin gösterdiği dik duruş askeri vesayet sisteminin devamını isteyen güçlere karşı ilk ve önemli bir karşı koyuş idi. 17-25 hukuki darbe girişimi de bir tür kalkışma olarak değerlendirilebilir. O da ciddi bir karşı duruş ile bertaraf edildi
15 Temmuz’da 250’ye yakın şehidimiz ve binlerce yaralımız olmasına rağmen bu kanlı süreç de Allah’a şükür püskürtüldü

Ölenlerimize Rahmet yaralılara şifalar diliyoruz. Bu olayın yıl döneminde hepsini saygı ile anmaktayız.

15 Temmuz’un etkilerinin bir kısmını özetle şu şekilde sıralayabiliriz:

1/ Toplumda tedirginlik hali bazen abartılı seviyelere ulaştı.

Bu menfur olay inşallah şimdilik atlatıldı fakat meydana getirdiği tedirginlik bir dönem daha üzerimizde kalacak gibi görünüyor. Bu hal bir yandan bakıldığında, toplum için daima dikkatli olma duygusunu diri tutmaya yaradığından kısmen müsbet bir durum olarak nitelenebilir. Diğer yandan ise tedirginlik, ayarı iyi tutulmazsa bir çok kalıcı işin yapılmasının ertelenmesine de yol açabilir.

Sürekli gerginlik insanlarda yapılması düşünülen bir çok faaliyet için onları daha sonraya bırakma duygusunu tetikleyebilir. Bu da toplumsal açıdan faydalı çalışmalar için zaman kaybını beraberinde getirebilir.

Ayrıca tedirginlik hali ekonomik açıdan da toplumda ileriye yönelik beklentileri menfi etkileyebilir. Bu halden çok kısa bir sürede çıkabilmenin gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

Bu sebeplerden toplum olarak kısmi bir teyakkuz halini ve tedbirleri maksimum seviyede tutmayı önemsemekle birlikte toplumsal tedirginliği sürekli tetikleyici abartıcı yayınlardan kaçınmanın da önemli olduğunu zikredebiliriz

2/ Takiyye sebebiyle insanlar arasında güvensizlik oluştu

Bozguncu FETÖ hareketi, maalesef toplumda fertler arasına ciddi bir güvensizlik tohumu attı. Bu grubun çokça kullandığı bir yöntem bilindiği üzere tedbir ve takiyye. Yani olduğu gibi görünmemek, duruma göre görüntü vermek ( Adeta bukalemun). Takiyye öyle kötü bir şey ki bu halin neticesinde insanlar birbirlerine güvenemez hale geldiler.

Oysa, ‘özüyle sözünün bir olması’, ‘ya olduğu gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ öğütleri toplumumuz için temel dinamiklerden biri olarak hiçbir zaman ihmal edilmemelidir.

3/ Şahsiyetsizliğin bu hareketin önemli bir özelliği olduğu ortaya çıktı. Bu noktayı vurgulamak önemli

Tarihi süreçte yukarıda özetle sıraladığımız darbeleri yapanlar veya darbeye kalkışanlar kendi çaplarında, bir yönüyle bakıldığında mert kişilerdi. Başarsalar da başaramasalar da bugüne kadar yaptıkları eylemlerin arkasında yer aldılar.

Kenan Evren bile son günlerine kadar, neredeyse toplumun çok önemli bir kısmı 12 Eylül sürecinde işledikleri fiilleri onaylamasa da kendi yaptığı işin arkasında durdu.

Geçen gün bir yazıda rastladığım Talat Aydemir örneği de bunu net olarak ortaya koymakta. Talat Aydemir darbe teşebbüsü sonrası çıkarıldığı mahkemede şöyle diyor. ‘Ben serbest kalırsam ve fırsat bulduğumda tekrar darbe yaparım’. Bu sebepten kendisini asıyorlar.

Fakat FETÖ hareketi kaçak güreşen bir yapı. Bir yandan “bizim darbe ile alakamız yok” yalanını rahat bir şekilde söylüyor, yakalananlar mazlum rolünü oynuyor, en tepede yer aldığı neredeyse gün gibi açık olanlar bile “hayır benim alakam yok” diyor, fakat alttan alta hala melanetleri işlemeye devam ediyorlar.

4/ Tepe ekibin önemli kısmının yurt dışında olması tehlike oluşturuyor. Bu konu çözülebilmeli.

En tepedeki ekibin büyük bölümü çeşitli şekilde yurt dışına kaçabildi ki bu da önemli bir tehlike. FETÖ hareketinin en tepesindeki bu melanetin başı ve yakınında yer alanların bir an evvel etkisiz hale getirilmesi şart ki daha alttakiler daha rahat çözülebilsinler. Bu da yöneticilerimizin önemli bir sınavı. Tabii bu sınavın hiç de kolay olmadığını belirtmemız gerektiğine de inanıyorum

Bu hareketin dış güçlerin maşası olmuş kesimi yurt dışında sürekli ülke aleyhinde tezviratyapıyorlar. Bunlar mazallah ülke yönetimini ele alsalardı demek ki vatanı tamamen satacaklardı. Kendi halkından bu kadar kopabilen ve onları gafiller olarak niteleyen bir lider kadrosunun bu halka ne verebileceğini de özellikle görmek ve gösterebilmek zorundayız.

5/ Bu hareket milletin 25-30 yılda yetiştirdiği önemli sayıdaki genç nüfusu belli bir dönem için de olsa kullanılamaz hale getirdi.

Bu hareket ülkenin 25-30 yılda yetiştirdiği önemli bir insan unsurunu telef etti ve onların bir daha uzun süre ülke için çalışabilmelerini adeta engelledi. Dış güçler uzun yıllar uğraşsa ülkemizin insan unsuruna bu kadar zarar veremezlerdi. Bu zararı, içimizden yetişen ve adeta toplumun tüm zerrelerine nüfuz eden bir faaliyet eliyle kısmen de olsa başarabildiler. Bu olay üzerinde çok dikkatli analizler yapılması hayati bir zaruret olarak önümüzde duruyor.

6/ Bu teşebbüs ekonomik gücümüzü de kısmen zayıflattı. Firmaların ve öz sermayelerin kaybolmasına neden oldu

Bu hareket ülkenin sermayesini, firmalarını ve ekonomik gücünü de kısmi anlamda baltaladı. Firmalar kapandı, sermayeleri eridi. Büyük bir kısmı ise yurt dışına kaçtı. Bunlar bu ülkenin sermayesi değil miydi?

İyi niyetlerle bu firmalara ortak olan kişilerin de emekleri heba oldu. Bir dönem Devletin bir çok imkanını kullanan bu harekete bağlı organizasyonlarla temas kuran kişiler ve firmaların bir çoğu, aslında bu yapının müntesibi olmasalar da bu menfi gelişmeden büyük yara aldılar. Bu yara kümülatif olarak ülke zenginliğine bir darbe olarak yine bize geri döndü.

7/ Türk Ordusunun imajı yara aldı.

Türk ordusu hem ülkemiz, hem bölgemiz, hem de mazlum halkalar için bir güven unsuru ve bir umuttur. Bunu yaralamaya kalktılar.

Ülkenin ve bölgenin önemli bir gücü olan Türk Ordusu bu teşebbüsle birlikte ciddi bir yara aldı. 200’ün üzerine general sistem dışına çıktı. Şüphe hala devam ediyor. Bu zafiyet hem ülke içinde hem de dışında büyük ümit beslenen ordumuzu zayıflatama potansiyeli olan bir durumdu. İnşallah az bir zararla atlatıldı. Ama hasar yapmadığı söylenemez.

8/ Cemaat kavramı yara aldı.

İnancımıza göre cemaat olmak önemlidir. Namaz kılarken bile cemaatle kılmak 27 kat fazla sevabı olduğu kaynaklarımızda ısrarla ifade edilir.

Bu hareket neticesinde ülkede cemaat olgusu da bir ölçüde yara aldı. İnsanların içinde kısmen güven duydukları cemaat yapılanmalarına karşı bunu menfi olarak hızlandıran kesimlerin de çabalarıyla soru işaretleri oluştu.

Tabii yıllardır bu gelişmelerden rahatsızlık duyan kesimler de adeta ellerini oluşturuyor ve boşalan yerlere nüfuz etmeye çalışıyorlar. Bu noktaya da özellikle dikkat etmek önemli.

Bu hareketin yapmaya çalıştığı faaliyetleri yıllardır farklı niyetlerle yapmakta olan ve ipi dışarı bağlı guruplar bu ortamdan sütten çıkmış ak kaşık gibi sıyrılma çabası içindeler. Onlardan da dikkatlerimizi bir an bile ayırmamalıyız. FETÖ bir gün gider ama onun yerini daha zararlıları gelip ülkemizin başına yeni dertler açabilirler

9/ Hoca imajını kirlettiler.

Bu ülkenin insanlarının önemli bir bölümü bir zamanlar ‘vurun kahpeye’ türü filmler ile hocalardan nefret eder bir hale gelmişti. Bu imaj yeni yeni ortadan kalkıyordu. Bunların hıyaneti yüzünden hocalara da şüphe ile bakılır hale geldi. Bu vebalin hesabını nasıl verecekler?

Bizim Peygamberimiz (a.s) Hicrete giderken bile Mekke müşriklerinin güvendiği ve emanetlerini teslim ettiği bir kişiydi. (El Emin)

İnsanlar FETÖ organizasyonlarına onları samimi zannederek evlatlarını teslim ettiler. Zekatlarını, sadakalarını verdiler. Fakat bunlar bu değerleri maalesef ülkemize karşı kullandılar. Emanete hıyanet ettiler.

10/ Yurt dışında uzunca bir dönem daha ülkenin aleyhine kullanılmaya müsait önemli sayıda bir kalabalık bulunuyor.

Bunların bir bölümünü bir şekilde tekrar kazanmaya çalışmak gerekiyor. Bu süreçte gizli ve açık zararlarına karşı uyanık olmak, iflah olmayacak olanları ise zarar veremez hale getirmek boynumuzun borcu olmalıdır.

11/ Bu darbe teşebbüsü neticesinde uluslararası sahada ülkemizin hakiki dostları ve düşmanları açık bir şekilde bir defa daha ortaya çıktılar.

Yabancı güçler, eskiden sütre gerisinden yaptıkları ülkemiz aleyhindeki faaliyetlerini bu sefer çok açık bir şekilde uyguladılar. Başarılarından emin oldukları için hiçbir sakınmada bulunmadan pervasız bir şekilde ortaya çıktılar. Başta Cumhurbaşkanımızın kararlı tutumu, güvenlik güçlerinin sağ duyulu kesiminin gayretleri ve halkımızın kahramanca direnişi ile bu hadise bertaraf edilince açıkta kalan bu dış güçler daha sonra farklı şekillerde yeniden güven tazelemeye çalıştılar. Tüm bu kesimlerin dikkatlice not edilmesi bizce çok önemli

Bu hıyanetler bize bazı şeyleri bir daha hatırlattı

1/ Kişilere bağlı hareketler değil ilkelere, sahih bilgilere dayalı hareketler önemli olmalıdır.

Bir kişi “Müslümanım” diyorsa ve kendini bu çerçevede alim, bilgin, lider veya önder görüyorsa muhakkak bu durumunu sahih kaynaklarımıza göre izah edebilmek zorundadır.

İslam Akaid’inde de altın kural kitaba ve sünnete bağlı olmayan bilgi kaynaklarının geçerli sayılmamasıdır. Yok “bana ilham geldi, rüyada Peygamber’i (a.s ) gördüm, bana şunu dedi” türünde ifadeler sadece göreni bağlayabilir. Diğer kişiler için bağlayıcı değildir. Bu hükmün ne kadar hayati olduğunu bu olaylarda bir defa daha açıklıkla öğrendik

2/ Herkes ve özellikle toplum önderleri ve onların oluşturduğu hareketler denetlenebilmelidir.

Hz. Ömer bir gün hutbede sorar. Ben yanlış yaparsam nasıl davranırsınız ?
Sahabeden biri kalkar ve şöyle der: kılıcımızla düzeltiriz.
Hz. Ömer gibi sert bir adam bu cevaptan çok memnun olur…

Bu yaklaşım çok önemlidir. Denetleme mekanizması kendinden ve istikametinden emin kişiler ve guruplar için çekinilecek bir durum değildir. Aksine mekanizmaların sıhhatli çalışması için elzemdir. En küçük birimden Devlet gibi en büyük organizasyona kadar her alanda çok sıkı bir denetleme mekanizması oluşturmak zorundayız

Eski dönemlerde başarılı bir şekilde uygulanmış. Ahilik yapısı içinde ‘yanlış yapanların pabucunu dama atabilme yaklaşımı’ bugün de titizlikle uygulanabilmeli, konumu ne olursa olsun hiç kimse bu hayati kuralın dışında değerlendirilmemelidir.

3/ Akleden, düşünen, sorgulayabilen, mukayese edebilen ve özgüvene sahip insanlar yetiştirebilmeliyiz.

Peygamberimizin (as) şu sözü çok önemlidir. ‘Dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz’. Bu kuralı her yere uygulayabilmeliyiz.

Bunun için de sorgulayıcı bir eğitim sistemi önemlidir. Sürekli araştıran, kendine güvenen, Allah’ın kendine bahşettiği akıl nimetini doğru bilgiyi daha iyi yorumlayabilmek için kullanan, aklını inancının emrine veren ama hiçbir zaman dışarıda bırakmayan bir yaklaşımın toplumda hakim olmasının gerektiğine inanmaktayız.

4/ Adalet duygusu, Adaleti her şeyin üstünde tutmak ve ona bağlı hareket etmek çok önemlidir.

Topluma karşı silah sıkanların merhamet dilenmeye hakları yoktur. Fakat bu hain kesimler hedef şaşırtmaya çalışıp kurunun yanında yaşın da yanmasına yol açmak istiyorlar. Bu konuda hem yönetici kadrolar hem de halkımız teyakkuz halinde olmalıdır. ( zaten oluyorlar ama burada bir daha altını çizmek için bu cümleyi sarf ediyoruz.)

At izi it izine karışırsa ve adalet duygusu kaybolursa bu mazallah uzun dönemli tahribat yapar.
Hainler para ve nüfuz güçlerini kullanarak bu işten sıyrılamamalı adalet herkese denebilmelidir. Bu noktaya dikkat çok önemli. Ortaya çıkan bir kısım emareler bu konuda bazı sıkıntılar olduğunu gösteriyor. İnşallah zaman içinde bu durumun da düzeleceğine inanıyoruz.

Ben erkene alınacak seçimlerle temizliğin daha kolay yapılacağına inanıyorum ve bir vatandaş olarak bunu tavsiye ediyorum. Bu noktada halkımızın sağ duyusuna inanmalıyız.

5/ Bu olayla birlikte gençlerimize güvenmemiz gerektiği bir defa daha ortaya çıktı.

Geçmiş dönemlerde bir çok yerde gençlerimizle ilgili bazı menfi kanaatler ileri sürülüyordu. Bu gençlik çok kalite kaybetti, çalışmıyorlar, gayret göstermiyorlar diye eleştiriliyordu.

Başımızdan geçen hadise bize beğenmediğimiz (!) gençlerimizin içlerinde ne büyük bir vatan sevgisi ve şehadet ruhunun olduğunu gösterdi. Eskilerin deyimiyle bazı şer hayır getirir kuralı burada net olarak bir daha ortaya çıktı.

Belki bu olay da yukarıdaki noktadan bakıldığında milletimiz için bir şekilde hayırlı oldu. Eğitim sitemimizde yıllarca sürecek bir dönemde verilemesi istenilen vatan sevgisi mefhumunu bu olay tatbiki bir şekilde ortaya koydu.

15 Temmuz ruhu doğru ve faydalı noktalara nasıl kanalize edilebilir?

15 Temmuz direnişi ve başarısı ile ortaya çıkan bu ruhun doğru yerlere kanalize edilmesi çok önemlidir. Toplum belli bir süre hamasetle diri tutulabilir. Fakat bu ilanihaye süremez. İnsanımızın çok iyi bir şekilde eğitilmesi önemlidir.

Bu noktada zikredilebilecek bazı hususları şu şekilde sıralayabiliriz.

Araştırıcı ve sorgulayıcı bir eğitim anlayışı büyük önem taşımaktadır.

İnançlı ve ideal sahibi

Sahih kaynaklardan elde edilecek bir din bilgisine sahip,

Tarih şuuruna vakıf

Kültür ve sanat alanında belli bir kaliteye ulaşmayı amaçlayan

Stratejik düşünebilmeye çalışan

Sadece ülke sınırlarıyla değil Dünya çapında düşünebilmeye gayret eden

Bunun için de hem genel bilgisini hem de dil seviyesini yükseltebilmeye uğraşan bir insan unsuru gereklidir.

Ayrıca;

Yüksek öğretimde kaliteli doktoralı eleman seviyesi hızla arttırılmalı.

Sahip olmaya çalıştıkları meslek için gerekli olan bilgi, beceri ve yetkinlikler gençlerimize ve çalışanlarımıza kazandırılmalı.

Çalışan nüfusun eğitimi çok hızlı bir şekilde geliştirilmeli. ( Bugün maalesef 27 milyonluk iş gücümüzün yaklaşık 16 milyonu orta okul tahsili düzeyindedir)

Yarıştığımız batılı güçlerin insan unsuru ile her alanda boy ölçüşecek nesiller yetiştirmek zorundayız.
Orta gelir tuzağı ancak bu şekilde aşılır. Arzu edilen ve çokça dillendirilen kültür ve medeniyet hamleleri ancak bu şekilde gerçekleştirilebilir.

İlave olarak kendimiz ve diğer insanlarımız için şu noktaların önemini sürekli vurgulamalıyız.

Şeffaf olmalıyız,
Gizli gündemler taşımamalıyız,
Hayırda yarışmalıyız
‘Yaradılanı severiz Yaradandan ötürü anlayışı bizim temel felsefemiz olmalı.

Hak anlayışını toplumda hakim bir yaklaşım olarak daima önde tutmalıyız. İnsanlar sadece kendi menfaatlerini değil mutlak manada hakkı üstün tutmayı gözetmelidirler. ( kul hakkına ve kamu hakkına tecavüzden şiddetle kaçınmalıdırlar)

Unutulmamalıdır ki bu alanlarda ortaya çıkan arızalar başka insanların da yapacakları haksızlık ve hukuksuzluklara zemin ve gerekçe hazırlarlar.

Ekonomik yapı ile ilgili bazı noktalara temas etmek gerekirse;

Darbe girişimi ve onun bir üst kurgusu olan ülkemizi cenderenin içine alma planı, ancak nitelikli insan unsuru yanında güçlü bir ekonomi ile bertaraf edilebilir. Güçlü bir ekonomi de tüketime yönelik değil üretime yönelik bir ekonomik yapı ile gerçekleşebilir. Ülkemizde hüküm sürmekte olan mevcut ekonomik yaklaşım maalesef istenen reel anlamda gelişmişlik düzeyine bir türlü erişemedi. Bu alanda da ciddi bir seferberlik yapılması gerekiyor, hatta geç bile kalındı.

Devlet yatırımları ekonomik sistemde ancak tetikleyici bir rol oynayabilir.

Asıl olan girişimci ruhu canlandırmak, fertlerin ve ortaklıkların oluşturduğu ekonomik yatırımları arttırmaktır. Bu ekonomik yatırımların ise daha stratejik sektörlere ve alanlara kaydırılması şarttır.

Ülke girişimcilerinin kolay para kazanmak yerine ülkeyi düşünen daha zor ama katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesi esastır.

Yüksek faizin, yıpratıcı bürokrasinin ve girişimciye şüphe ile bakan bir devlet mekanizmasının değişmediği bir ülkede bu alanlarda çok verimli faaliyetler yapılması ne kadar mümkündür onun üzerinde ciddiyetle eğilmemiz gerekmektedir.

Bunun için Devletin teşviği şarttır ama yeterli değildir. Fertlerin de hakikaten önünün açılması gerekmektedir. Bugün bu alanda hala istenen düzeyi yakalayamadığımızı dikkatli gözler fark etmektedir.

Özetle bu temel yaklaşımları öne alan bir eğitim sistemi, insan unsuru ve ekonomik yapı toplumumuzun daha iyi bir düzeye yükselmesine imkan sağlayabilir. İnsanlarımız hayır yolunda yarışır hale gelirler.

Büyük düşünmeli, bu düşünceye uygun bir sistemle ve bu yükün altına girecek fertlerle dolu bir topluma ulaşabilmeliyiz. Ancak o zaman sürekli tekrar ettiğimiz ve toplumun önüne koyduğumuz hedefleri yakalayabilmek mümkün olabilir.

Allah toplumumuza bir daha böyle acı günleri yaşatmasın.

Dünya Bülteni, 14.07.2017

Uzun tatil dönemi üzerine bazı düşünceler

Sıcak yaz günleri başladı. Halkın genel gündemine bakıldığında Mayıs ayının sonları ve Haziran ayı, yoğun olarak Ramazan-ı Şerif ve peşinden Bayram muhabbetiyle geçti. Bayram ile birlikte insanların büyük bölümünün memleketlerine doğru gidişleri, bu vesile ile tatil ve Bayram programlarının birleştirilmesi daha yavaş bir dönemin içine doğru yol almakta olduğumuzu gösteriyor. İş yerlerinde izinlerin de genelde yaz aylarına rastlatıldığı düşünüldüğünde bu konudaki eğilim daha net olarak ortaya çıkıyor.Vatandaş çoğunluğu itibariyle yaz rehavetine doğru meyilli olmakla birlikte dünyanın farklı coğrafyalarına baktığımızda farklı bir resimle karşılaşıyoruz.

Dünya siyaseti tatile aldırmıyor

Ortadoğu ve dünya siyasetinin bu mevsimsel yavaşlıktan pek etkilenmediğini görüyoruz. Katar krizi ve bu krizin çerçevesinde Orta doğuda yeni bir dengenin kurulmasına yönelik hamleler, Musul’da DEAŞ’a karşı devam eden ve sona doğru yaklaşıldığı izlenimini edindiğimiz mücadele, sınırımızın hemen güneyinde PYD güçlerinin ve onların üzerinden etki kurmak isteyen devletlerin durumlarını tahkim etme gayretleri, hepsi bu süreçler içinde cereyan ediyor.

doğu guta

Türkiye bir yanda Katar krizi çerçevesinde Orta Doğu ülkeleri arasındaki kutuplaşmada zor durumda kalırken, diğer yanda da Suriye denkleminde ABD ve Rusya politikaları arasındaki sıkışmadan sıyrılarak bu bölgelerdeki ağırlığını sürdürebilmek için çok dikkatli bir yol izlemek zorunda kalıyor.

Yaklaşık bir yıl evvel İsrail ile ilişkilerindeki ateşi söndürme ve kısmen belli bir sükunet dönemini sağlama gayreti içine giren Türkiye, İsrail’in gerek Kudüs gerekse de Gazze’de Müslümanlara karşı uygulamakta olduğu saldırgan politikalar üzerine deyim yerindeyse iki arada bir derede kalmış bir duruma düştü. Bir yanda üzerine düşen sorumluluklara karşı tavır alma mecburiyeti diğer yanda reel politikanın dayattığı bir tür cendere içinde yeterli hareketi gösterememe hali.

Balkanlarda, Kosova ve Arnavutluk’taki seçimler, Romanya’da hükümetin istifası ve yeniden kurulma çabaları yine o bölgelerdeki sıcak gündemlerden bazı örnekler olarak haber kaynaklarında yoğun bir şekilde yer aldılar

Pakistan ve Afganistan’da bombalı saldırılar bu ülkelerde uzun yıllardır devam eden iç sıkıntıların varlığını bizlere sürekli hatırlatan olaylar olarak son günlerde yine gündemimizdeki üzücü yerlerini canlı tutuyorlar.

Başlangıçta ifade ettiğimiz gibi normal vatandaş Ramazan, Bayram ve sonrasındaki sıcak yaz günleri ile birlikte daha sakin bir gündemi yaşayabilme planları yaparken dünyadaki gelişmeler kendi mecrasında ve bütün sıcaklığı ile devam ediyor.

Tatil dönemlerine yönelik ihmal edilmemesi gereken vazifelerimiz

Haziran ayının ortalarında Türkiye’de yaklaşık 20 milyon çocuk ve gencimizin devam ettiği okullar tatile girdi. Onlarla birlikte bir milyona yaklaşan öğretmenlerimizi ve tüm bu nüfusun ailelerini de içine kattığımızda rakam daha da büyüyor.

İlave olarak 6 milyon gencimizin devam ettiği yüksek öğretimdeki derslerin ve sınavların büyük bölümünün sona ermesi de yukarıdaki sayılara eklenince, nüfusun yaklaşık 1/3’ünü aşan kesimin kışın yoğun olarak devam ettikleri eğitim sürecinde önemli bir kesiklik meydana geliyor. Eylül ayının ortalarına kadar sürecek bu devre esasında bir hayli uzun bir dönem.

Eğitimciler bu kadar uzun bir süre devam eden bu kesikliğin çocukların ve gençlerin yetişmesinde ne kadar faydalı olduğu üzerinde çeşitli zeminlerde tartışıyorlar. Üzerinde kısmen uzlaşılan nokta, kış aylarındaki yoğunlukta olmasa da tatil dönemleri diye adlandırdığımız devrede eğitimin ve gençlerin yetişmesi ile ilgili çalışmaların bir şekilde devam edebilmesi gerektiği şeklinde.

Ülkemizde kış döneminde üzerinde yeteri kadar durulamayan ( gerçi son dönemlerde okullarda seçmeli ders şeklinde bir uygulama başlamış olsa da ) din eğitimi konusunda yaz ayları çocuklarımıza önemli bir imkan sunuyor. Neredeyse her Camide bu tarz Kuran Kursları açılıyor, farklı organizasyonların gayretleri ile özel muhtevalı değer eğitimi programları devreye giriyor.

kuran eğtimi

Tabii çocuklar ve gençlerin dersler ve sınavlarla birlikte sıkıntılı geçen kış aylarından sonra kendileri açısından tam da rahata ulaşacaklarını düşündükleri bir dönemde Din eğitimi ile meşgul olmaları veya anne babaları tarafından bir tür mecbur tutulmaları, onlar açısından pek de tercih edilecek bir durum olmayabilir. Bu da din eğitiminin verimini maalesef kayda değer bir oranda düşürebiliyor..

Fakat tüm bu gerçeklere rağmen, alt alta koyduğunuzda nüfusun 1/3’ünü aşan bir kitlenin kendi Dini hayatları ile ilgili lüzumlu bilgileri öğrenebilecekleri belki de en uygun zaman bu tatil dönemleri ve bu yaz dönemlerde devam ettikleri kurslar, organizasyonlar ve belli bir program dahilinde yapılacak okumalar.

Burada belki şu noktaya bir vurgu yapmak yerinde olabilir. Din eğitimi Milli Eğitim sistemi içinde özellikle talep eden aileler için İmam Hatipler dışında daha merkezi bir yer işgal edebilir hatta etmelidir.

Bu sayede Din eğitimi yoğun olarak yaz aylarına kalmaz ve tüm yıl içine yayılabilir. Bu konuda Din eğitimini, örgün eğitim içindeki nüfusun yüzde onuna bile varmayan orana sahip İmam Hatip okulları çerçevesinde değerlendirmek pek verimli bir bakış açısı değil.

Çocuklarımız okullardaki genel müfredat içinde, tercih edenler için daha yoğun ve Müslüman bir ferdin dinini yaşayabilmesine yetecek oranda bir Din eğitimini okullarda alabilmeliler. Bu hizmeti verebilmek için kimlikli, kişilikli ve ehil bir öğretmen kadrosunun yetiştirilmesinin de önemli bir ihtiyaç olduğu gün gibi aşikar

Bugün birçok araştırmada üzülerek gördüğümüz gibi toplumumuzda Dini bilgi oranı maalesef her geçen gün biraz daha azalmakta. Türkiye’nin dindarlaştığı algısı yoğun olarak yapılırken sahih dini bilginin aktarılması konusunda çok da ileri bir düzeyde olmadığımızın tesbiti, bu konuyu dert edenler için can sıkıcı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Dini eğitimin Milli Eğitim sistemi içinde daha anlamlı bir yer alması ihtiyacını dile getirmek ve bunun sonuçlarını alabilmek biraz daha orta vadeli bir çerçevede gerçekleştirilebilecek bir hedef olmakla birlikte hemen bu yaz neler yapılmalı sorusunun cevabı üzerinde de birkaç kelimeyle durmakta yarar var.

Evet çocuklarımız tatile girdi. Bu konuda daha önceden planlamasını yapan aileler gerekli programlar içinde çocuklarının yer alması için bağlantılarını yaptılar. Yaz aylarında okunması gereken kitaplar ile ilgili bir çok yerde çeşitli listeler yer alıyor ve aileler de bunları eminim ki not ediyorlar. Şu ana kadar henüz gerekli teşebbüsleri yapmaya vakit bulamamış olanlar için ise ellerini çabuk tutmakta yarar var. Zaman hızla geçiyor.

Kimlerle istişare edilmeli?

Öncelikle çocuklarımızın yaş dönemlerine göre almaları gereken dini bilgilerin neler olması gerektiği ve bunların nasıl kazandırılacağı ile ilgili ortada görünen en yaygın organizasyon Diyanet İşleri Başkanlığı ve müftülükler, Bugün Türkiye’de sayıları 80000 civarında olan Camilerin büyük bir bölümünde Yaz Kur’an Kursları açılıyor. Tabii çocuklarımız için seçeceğimiz Caminin hocasının daha ehil ve bu konuda kendini yetiştirmiş bir kişi olmasına özellikle ehemmiyet vermek önemli.

Çocuklarımız için ilk Dini Bilgilerinin ötesinde daha detaylı bir Dini eğitim konusunu düşündüğümüzde tabiri caizse biraz daha ince eleyip sık dokumak gerekiyor. Tarihin bir çok döneminde rastladığımız bugün de bazı kötü örneklerini gördüğümüz sapkın bir Din inancı ve tarihi süreçte Peygamber Efendimizin (as) tarif ettiği büyük kalabalığın (icma-i Ümmet) dışında yaklaşımları olan ekollerden beslenmiş kişilerden ve gruplardan şiddetle kaçınmanın önemli olduğuna özellikle dikkat çekmek istiyoruz.

Bu noktadan hareketle, çocuklarımızın alması gereken bilgiler ile ilgili istişare edilecek ehil kişilerle tıpkı okullarından olduğu gibi bir dini eğitim müfredatı oluşturmak ilk başta gelen hedef olmalı kanaatini taşımaktayız. Bu bilgiler yıllara bölünmeli ve belli bir plan dahilinde çocuklarımızın yetişmeleri sağlanmalı. İnanıyoruz ki anne ve babalar için en önemli uğraşmaların başında bu husus gelmelidir. Bu konuda zaman kaybı en değer verdiğimiz çocuklarımızın hayata hazırlıksız başlamaları sonucunu getirir ki burada en büyük sorumluluk yine ebeveyne düşmektedir.

Çocukların en başta Kuran- ı Kerim ile hem hal olabilmelerini sağlayacak bir zemin oluşturulması çok önemli. O’nu orijinal harfleri ile okuyabilmeleri, manasını öğrenebilecekleri sahih kaynaklarla buluşturulmaları başta gelen ödevlerimizden biri.

Kur’anın insana verdiği mesajın detaylandırılması için en temel kaynaklarımızdan olan Hadis-i şerifler, onların bize ulaşması için büyük çaba sarfetmiş alimlerin derledikleri sahih hadis kitapları, yine dinimizi öğrenebilmek için bize kadar ulaşan önemli kaynaklarımız. Tabii sağlam bir siyer bilgisi de Rehberimiz olan yüce Peygamberin (as) hayatından örnekleri net olarak görmek açısından önemli.

Çocuklarımızın bu temel kaynaklarla buluşturulmaları ihmal edilmemesi gereken bir vazife.. Burada bahsi geçen kaynaklarla ilgili muhtelif yaş seviyelerine göre bir çok yayının eskiye oranla bugün daha fazla elimizin altında bulunabiliyor oluşu önemli bir kazanım.

Dinin aslına uygun olarak yaşanabilmesi için tarihi seyirde büyük bir gayret göstermiş alimlerin, imamların ictihatları, fıkhi mülahazaları yine bizler ve çocuklarımız için en önemli başvuru kaynakları.
Gençlik dönemlerimizde derslerinden istifade etme lütfuna eriştiğimiz Rahmetli Mahmut Bayramhocanın tabiriyle Tarikat-ı Muhammediye’nin Furkaniye kolu ve yine tarihi seyirde büyük kalabalığın içinde yer almış alimlerimizin bize tavsiye ettikleri Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat yolu bizim kendimize rehber olarak aldığımız ve tavsiye edebileceğimiz sağlam bir yol

mahmut bayram

Bu çerçevede yapılacak sistemli bir çalışma, bugün için ‘biz alim mi olacağız, niye bu kadar uğraşalım, çok derine inmeyelim’ gibi yanlış mülahazalara karşı çok gerekli olan bir gayet. Eskilerin ilm-i hal dedikleri bu ilimler asgari her Müslümanın hayatında dinini doğru anlamak ve yaşayabilmek için ihtiyaç duyması gereken bir seviye.

Herşeyin en iyisini detaylı bir şekilde öğrenmek arzusunda olan günümüz insanının dini ile ilgili bir hususta da aynı gayreti göstermesi gerektiğini hem kendimize hem de çocuklarımıza karşı ısrarla vurgulamamız gerekiyor…

Bunlara ilaveten çocuklarımızın edebiyat, sanat, tarih, ülkesindeki ve gelişmeleri doğru tahlil etmeye yarayacak seviyede sosyal ve siyasi malumatları da edinebilmelerini sağlayacak okumalar yapmalarını teşvik etmek, bu alanda onların ufuklarını açacak çevrelerle temas etmelerini sağlamak da yine ailelerin başlıca vazifeleri arasında sayılmalıdır.

Her nesil bir öncekinden daha iyi olabilmeli

Her anne ve babanın birinci hedefi çocuklarının önce kendilerini aşacak bir seviyeye gelebilmeleri sonra da bahsi geçen alanlarda rol model olarak öne çıkan şahsiyetleri önce anlayabilecek sonra onları da aşabilecek bir donanıma sahip olabilmelerini hedeflemek önemli.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin hedeflerini yüksek tutmak, sonraki nesillerin mevcutları aşabilmeleri neticesini de beraberinde getirecektir. İki günü bir olanın tercih edilmediği, yarının bugünden daha iyi olması gerektiği temel düsturundan hareketle nesillerimiz de bir sonrakinin bir öncekini geçeceği bir tarzda yetiştirilmelidir.

Hangi mesleği yaparsa yapsınlar çocuklarımızın ve gençlerimizin o iş ve uğraşın temel felsefesi üzerinde de derinlemesine düşünmelerini sağlayacak sorular sormaları ve bunların cevaplarını aramaları, geleceği emanet edeceğimiz nesillerin kalitesini yükseltecektir. Hakikati arama yolunda sorgulayıcı ve araştırıcı bir gençlik hedefimiz olmalı

Özetle yaz ayları hem kendimiz hem de nesillerimiz için yeni bir tefekkür ortamını da beraberinde getirebilmeli, başlanmış çalışmalar hızlanmalı, henüz başlamamış olanlar için de hayırlı bir başlangıç olabilmelidir.

Kaliteli ve planlı bir şekilde okuyan, ait olduğu medeniyeti, onun temelinde yer alan Dinimizi en iyi şekilde öğrenmeye çalışan, içinde yaşadığı asrı doğru kavramaya yönelik gayretler gösteren, yine büyüklerimizin tavsiye ettiği zevk-i selime sahip bir nesil için anne, babalara, öğretmenlere, hocalara ve münevverlere büyük iş düşmektedir.

Büyük meydan okumalara karşı her dönemde mücadele etmiş, bugün de bu meydan okumalara farklı tonlarda muhatap olan bir ülkenin çocukları, üzerine düşen sorumlulukları başkalarına ihale etmemeyi, hep birilerinden bir şey beklememeyi, üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle kim var denilince ben varım diye ortaya çıkabilecek bir donanımı sağlamayı kendilerine ve çocuklarına hedef edinmelidir.

Kaliteli bir toplum ve ümmetin sadece kaliteli bir veya bir kaç lider veya ilmi önder ile değil ancak onlarla beraber gayret eden kaliteli bir insan topluluğu ile bu hedeflere ulaşabileceği hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.

Dünya Bülteni, 02.07.2017