40 YIL ÖNCESİNİN GENÇLERİ NELER OKUYORDU?

Geçtiğimiz günlerde genç bir grup arkadaşla sohbet ederken söz döndü dolaştı bizim gençlik dönemlerimizle ilgili konular üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Bizim okuma serüvenimiz nasıl başladı, kimlerden etkilendik, sohbet dinlemek için nerelere gidiyorduk, ilk olarak hangi kitapları okuduk filan tarzında sohbet aktı gitti.

Bu sırada hem ben hem de beraber olduğumuz arkadaşlardan bazıları anlatılanların bir bölümünün daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla izaha muhtaç olduğunu farkettik. Mesela ben Beyazsaray dediğim zaman bazılarının bunu anlamadığını, bahsettiğim yerin bir dönem Beyazıt’da Müslüman gençliğin çoğunlukla devam ettiği bir kitapçılar çarşısı olduğunu izah etmek zorunda kaldığımı gördüm. Bazı kitap isimlerinin de yine bazı muhataplarıma hayli yabancı kaçtığını hissettim. Okumaya devam et 40 YIL ÖNCESİNİN GENÇLERİ NELER OKUYORDU?

UYGUR KARDEŞLERİMİZLE YAYINCILIĞI KONUŞTUK

Ağustos ayının son haftasında dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin‘in başşehri Pekin‘deki kitap fuarına İTO’nun Basın Yayın komitesinden bir grup arkadaşla birlikte katıldık. Bu fuarda Türkiye “onur konuğu” statüsündeydi. Son yıllarda yurtdışı kitap fuarlarına aktif bir katılım gösteren Türk yayıncılığı, özellikle onur konuğu olduğu ülkelerde kendi birikimini yansıtma açısından önemli bir imkana sahip oluyor. Yayıncılarımız bilhassa son 10 yılda her yıl artan bir şekilde bu etkinliklere ilgi gösteriyorlar.

Pekin Kitap Fuarı’nda da Kültür Bakanlığı 20 yayıncı ve 20 yazarın fuara katılımını sağlamıştı. Onun dışında Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul Ticaret Odası, Türk Hava Yolları da bu fuara gerek yayınları gerekse de katılımcıları ile renk katmıştı. Okumaya devam et UYGUR KARDEŞLERİMİZLE YAYINCILIĞI KONUŞTUK

HADİS-HAYAT BAĞLANTISI NASIL KURULABİLİR

İslam dininin temel kaynağı bilindiği üzere Kur’an- ı Kerim’dir. Kur’an’ın bizlere ulaşmasını sağlayan Hz. Peygamber (a.s) hem bu hükümleri nakletmiş, hem uygulamış, hem de detayları konusunda arkadaşlarına (sahabe-i kirama) bilgi vermiştir.

O’nun sözleri ve davranışları yani Sünnet’i, Müslümanlar için dinlerini yaşayabilme yolunda önemli bir istikamet kaynağıdır. Tabii Hz. Peygamber’den (a.s) varit olan söz ve fiillerin daha sonraki dönemlere nakledilmesinde müslümanlar ciddi bir hassasiyet göstermişler ve bu alanda ilerleyen asırlarda bir çok usûl, yol ve ilim dalı ortaya çıkmıştır. Okumaya devam et HADİS-HAYAT BAĞLANTISI NASIL KURULABİLİR

ALİYA’NIN MEZARI ADETA HAYATININ BİR ÖZETİ

Uluslararası Saraybosna Üniversitesi‘nin davetlisi olarak Aralık ayının 21’inde Saraybosna’ya üç günlük bir seyahat yaptık. Bu seyahatte bana hanımım ve kızım da eşlik etti.

Rahmetli anneannem Ayşe hanımın 1900’lü yılların başında doğduğu bu kente, onun tanımaya imkan bulamadığı hanımım ve kızım ile birlikte gitmek bizim için ayrı bir heyecan kaynağı idi.

Sabah erken saatte kalkan uçağımız havaalanına indiğinde daha sonra iade etmek üzere bir saat kazanmıştık. Rektör Yücel Oğurlu bey, Hasan Korkut hoca ve turumuzu organize eden Abdulhamit Yıldırım bey, bizleri çok sıcak bir şekilde karşıladılar. Havaalanı yakınlarında ayarlamış oldukları otele yerleştikten sonra zamanı iyi kullanabilmek için hemen toparlanıp şehrin merkezine doğru yola çıktık. Okumaya devam et ALİYA’NIN MEZARI ADETA HAYATININ BİR ÖZETİ

BALKANLI GENÇLERİN MİSYONLARI NE OLMALI?

Geçtiğimiz günlerde Balkan ülkelerinden Türkiye’ye tahsil için gelmiş bir grup öğrenci kardeşimiz ile bir sohbet çerçevesinde beraber olduk. Orada dile getirdiğimiz konuları okuyucularımızla da paylaşmak istedik. Bu yazı o çerçevede kaleme alınmış bir çalışmadır.

Balkanlar, basit bir tarifle Adriyatik’le Karadeniz arasındaki bölgeye verilen isimdir. Adı geçen bölge içinde bugün 12 devlet bulunmaktadır. Romanya ve Moldova bazen Balkan ülkeleri arasında sayılmakta, bazen de tanım dışında bırakılmaktadır. Tabii Slovenya da yapısı itibariyle birçok kereler Balkanlar’dan daha çok Almanya ve Avusturya’ ya yakın bir bölge olarak tanımlanmaktadır. Fakat biz tarihten günümüze gelen daha derin bir çizgiden bakarsak bu 12 ülkeyi de Balkanlar olarak niteleyebiliriz. Osmanlılar bu bölgeye Avrupa-i Osmani veya Rumeli-i Şahane demekteydiler. Okumaya devam et BALKANLI GENÇLERİN MİSYONLARI NE OLMALI?

İSLAMİ DÜĞÜNLERDE GEÇMİŞTE NELERE DİKKAT EDİLİRDİ?

İnsanoğlu için hayattaki önemli olayların içinde düğünler ilk sıralarda yer alır. Bu gerçek hem hanımlar, hem de erkekler için muhtemeldir ki aynı derecededir. Evlilik ile birlikte o ana kadar ayrı hayatlar süren iki insan hayatlarını birleştirmeye karar veriyorlar, aileler anlaşıyorlar ve hep birlikte ortak bir hayatı yaşamaya başlıyorlar. Evlilik hadisesi, içinde mutluluk ve hüznü de beraberce barındıran bir olay. Daha önce ailesi ile birlikte yaşayan genç insanlar o aileden kısmen ayrılıyorlar ve müstakil bir yuva kuruyorlar. Tabii bu ayrılık mutlak bir ayrılık değil ama yine de ailenin kıymetli bir çocuğu olan o genç insan artık baba ocağından çıkıyor ve başka bir haneye giriyor. Evlilikten sonra aile ile birlikte yaşamaya devam eden çiftler için bile bu ruhi ayrılık olayının yine de vuku bulduğunu ifade etmek mümkün. İşin bir yanından bakınca kısmen hüzünlü tarafı burası. Fakat aileler için evlatlarının güzel günlerini görebiliyor olmak da diğer yanı ile de mutluluk verici bir olay. Okumaya devam et İSLAMİ DÜĞÜNLERDE GEÇMİŞTE NELERE DİKKAT EDİLİRDİ?

BİR BAYRAM DAHA GEÇTİ

Bir bayramı daha geride bıraktık. Gerek ülkemizde gerekse de İslam coğrafyasının birçok noktasında büyük problemlerle uğraşmamıza rağmen Mübarek Ramazan ayından sonra yüce Allah’ın bize bahşettiği Bayramı en iyi şekilde idrak etmeye çalıştık.

Hayat varsa sorun vardır. Dünyada hiçbir zaman mutlak Cennet’i yaşamak mümkün değildir. Dolayısıyla her şeyin dört dörtlük olmasını bekleyemeyiz. Rahatlık dönemleri de olsa, çeşitli problemlerle boğuşuyor da olsak, Allah bize belli zamanları Bayram olarak bahşettiyse, o günleri olabildiğince iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekir diye düşünmekteyim. Okumaya devam et BİR BAYRAM DAHA GEÇTİ

ASIRLAR ÖNCESİNDEN GELEN BİR MEKTUP

Geçen gün bir dostum telefonla aradı. “Sana çok önemli birisinden bir mektup getirmek istiyorum, müsait misin” dedi. Ben de elbet diyerek buyur ettim.

Önce biraz hasbihalden sonra mektubu çıkarıp verdi. Mektup ‘Değerli Erhan Erken’ diye başlıyordu. Ben hemen mektubun altındaki isme baktım. Orada İ. Gazali yazıyordu. Okumaya devam et ASIRLAR ÖNCESİNDEN GELEN BİR MEKTUP

İmam Gazali’nin İhya’sından bazı önemli öğütler

Çalışan kişi, yaptığı işle bir farz-ı kifayeyi yerine getirmeyi amaçlamalıdır. Çünkü, toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir, sosyal görevdir.’ 

Geçen gün bir dostum telefonla aradı. “Sana çok önemli birisinden bir mektup getirmek istiyorum, müsait misin” dedi. Ben de elbet diyerek buyur ettim.

Önce biraz hasbihalden sonra mektubu çıkarıp verdi. Mektup ‘Değerli Erhan Erken’ diye başlıyordu. Ben hemen mektubun altındaki isme baktım. Orada İ. Gazali yazıyordu.

“Üstad hayırdır, bu bizim bildiğimiz İmam-ı Gazali mi yoksa” deyince, “evet ta kendisi. Bugünlerde bir araştırma çerçevesinde İhya üzerine yoğunlaştım. Mektupta yer alan bölüm Gazali’nin asırlar öncesinden sana, bana ve bizim gibi arkadaşlara gönderdiği bir mektup gibi geldi. Ben de yazıp sana getirdim” dedi.

Toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir

İmam-ı Gazali, İhya-u Ulumiddin adlı eserinde şöyle diyor:

“Ahlaki açıdan 7 husus önemlidir.

1. İktisadi hayatta iyi niyetle yer almak: İnsan, çalışmasında, helal kazancı sayesinde dilencilikten ve insanlara muhtaç olmaktan kurtulmayı, kazancı yoluyla dinini desteklemeyi, aile efradının ihtiyaçlarını karşılamayı ve diğer Müslümanlara yardım etmeyi amaç edinmelidir.

2. Çalışan kişi, yaptığı işle bir farz-ı kifayeyi yerine getirmeyi amaçlamalıdır. Çünkü, toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir, sosyal görevdir. Hiç kimse bu tür işleri üstlenmediği takdirde herkes zarar göreceği için, bunlar sosyal görevler arasında yer alır ve sorumluluk da herkese aittir.

3. Dünya çarşısı, ahret çarşısına engel olmamalıdır. Ahiret çarşıları camilerdir.

4. Sadece bununla kalmamalı, işinin başında da Allah’ı anmaktan (zikir) geri durmamalıdır.

5. Çarşıya ve pazara fazla düşkün olmamalıdır.

6. Sadece haramdan sakınmakla yetinmemeli, şüpheli şeylerden de sakınmalıdır.

7. İş ilişkisinde bulunduğu herkesle aralarında geçen işlemlerin takip ettiği seyri dikkatle kontrol etmelidir.”

İşimiz çok ağır”

Mektup burada sona eriyor. Tabii hepimizin malumu olan husus şu ki İhya-u Ulumiddin adlı kitap, içerisinde bunun gibi çok sayıda önemli hususu gündeme getiriyor. Yüzyıllar boyunca Müslümanlar, ilgileri nisbetinde oradan bazı parçaları alarak gerek hayatlarına uyguluyor gerekse de dostumuzun yaptığı gibi eşiyle ve dostuyla paylaşmaya çalışıyorlar.

Mektupta geçen 7 maddede de birbirinden güzel öğütler veriliyor. Tek bir cümle içerisinde çok fazla mananın barındığını farkediyorsunuz. Onları okurken acaba ben burada yazılanlara göre hangi noktada bulunuyorum sorusunu insan ister istemez kendisine soruyor.

Dostumuz bu mektupta tüm maddelere önem veriyor olsa da bir tanesini biraz daha fazla öne çıkarıyor. O da ikinci madde. Orada bir farz-ı kifaye yaklaşımı var. Toplum için vazgeçilemeyecek işlerin yapılması birer farz- ı kifaye ve birer sosyal görev olarak tanımlanmış.

Dostumuz benim ve benim gibi mektup götürdüğü arkadaşlarının dikkatlerinin özellikle bu nokta üzerinde yoğunlaşmasını istiyor. ‘Farkında mısınız ama işimiz çok ağır’ diyor. Neler yapmamız gerektiğini detaylandırırken toplumun neredeyse devasa işlerinin büyük bölümünün olanca ağırlığını omuzlarımıza boca etmeye çalışıyor.

Farz-ı kifaye olarak bizlerden ne tür hizmetler bekleniyor?

Burada aramızdaki muhabbeti nakletmeye ara verip konunun içine sizleri de dahil etmek için birkaç soru sormamız gerekiyor. Bu sorduğumuz soruların cevabını biz burada vermeyeceğiz. Cevapları herkesin kendisinin vermesini beklemekteyiz.

Birinci soru: Mektubun ikinci maddesinde bahsedilen ve bizi üzerinde uzun uzun konuşturan bu vazgeçilemeyecek işler sizce neler olabilir?

İkinci soru: Bir insan bu işlerden hangilerini yapmaya teşebbüs etmek için kendisini ehil hissetmelidir? Kendisini ‘evet, bu sosyal görevi ben yapmazsam benden daha iyi yapabilecek kimse yoktur’ diye tanımlayıp altına gireceği sorumluluğun ölçüsü ve haklılığını nasıl ve kimler belirlemelidir?

Biz aramızda yaptığımız görüşmede bu sorulara kendimizce cevaplar bulmaya çalıştık. Kendi vazife alanlarımızı, farz-ı kifaye olarak bizlerden ne tür hizmetler beklenebileceğini ortaya koymaya çalıştık. Tabii soru sorup cevap bulmaya çalıştıkça konu konuya açtı, en hafifinden en ağırına kadar türlü maddeler sohbetimizin gündemine girdi. Görüşme tamamlanıp dostumuzu yolcu ederken ben bir hayli yorulduğumu hissettim.

Daha sonra bu mektubu birkaç defa daha okudum ve zaten İhya’dan alıntılanan bir metin olduğu için bizim kısmi yorumlarımızla birlikte sizlerle de paylaşmaya karar verdim.

Bakalım sizler bu mektup üzerinden ne tür çıkarımlar yapacaksınız?

Dünya Bizim, 02.09.2015