SEFERNAME-İ OXFORD

Aralık ayının üçüncü haftasında hanımla birlikte, ziyaret için Londra’nın yakınlarındaki Oxford’a gittik.

Oxford Londra’ya yaklaşık 80 km uzakta, neredeyse tamamiyle eğitim için organize edilmiş bir kasaba hüviyetinde. Bu kasabada neredeyse her şey eğitime odaklanmış vaziyette. Evler, pansiyonlar, alış veriş mekanları, ortak kullanıma açık yeşil alanlar, kütüphaneler,  vel hasıl hemen her şey…

Oxford Üniversitesi 40 kadar müstakil kolejden meydana gelen, tabii bu arada ortak kullanım alanları da bulunan bir eğitim mekanı. Çoğu, yüzyılı geçkin mazisi bulunan bu kolejler farklı alanlarda ihtisaslaşmış. Lisans eğitimi verenler olduğu gibi sadece lisansüstü çalışmalara odaklananlar da var.

Hemen hemen hepsinin dış yüzleri taş yapı ve iç avlularında insanı rahatlatan yemyeşil alanları bulunuyor. Daha modern birkaç tanesi hariç bu yapı stili kolejlerin mimarisine hakim.  İçlerinde kütüphaneleri, chapel diye adlandırılan küçük kiliseleri, öğrencilerin barınacakları yurtları, sınıfları ile bizim Osmanlı medreselerini andırıyorlar.

Kolejlerin duvarlarında o mekanlara hizmet etmiş kişilerin adlarının yazılı olduğu levhalar ahde vefanın güzel bir örneği olarak yer alıyorlar

Geleneği olmayanın geleceği olur mu?

İngiltere’ye gittiğinizde hava alanından çıktığınız andan itibaren trafiğin sol taraftan işlemesi ve taşıtların direksiyonlarının sağ tarafta olması çok belirgin bir farklılık olarak göze çarpıyor.

Caddelerden geçerken çocukluktan itibaren bize öğretilen; önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakacaksın klişesini hemen unutmanız ve kendinizi yeni baştan formatlamanız gerekiyor. Önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa bakmanız gerek,  yoksa maazallah başınıza çok iş açılabilir.

Osmanlı Türkçemizin sağdan sola yazılmasından dolayı çağdaş dünyanın gerisinde kalırız diye bize öğretilen bilgiyi burada yeniden tefekkür etmeye çalıştım. Bu İngilizler neredeyse tüm dünyaya meydan okuyarak trafik akışlarını ters (! ) yapmaya devam ediyorlar ama hiç de geride ( ! ) kalmıyorlar. Onlar kendi gerçeklerine ve geleneklerine sımsıkı sarılınca diğerleri de onlara uyum sağlamaya gayret ediyorlar.

Otomobil üreten ülkeler,  İngilizlere araba satabilmek için direksiyonları mecburen sağa tarafa koyuyorlar. Tabii sadece İngiltere’ye değil İngiliz Milletler topluluğuna bağlı ülkelere de aynı uygulama devam ediyor.

İngiltere’de buzdolabı kapakları bile ters (!) açılıyor.

Geleneğin önemi burada daha bir net görünüyor. Ölçü birimleri, bina tipleri, yollar v.s her yer tarihine bağlı olmakla adeta iftihar ediyor.

Yabancı bir mekanda belli bir süre kalmak, karşılaştığınız bir çok konu üzerinde etraflıca düşünme fırsatı veriyor insana.  Muhafazakar çevrelerde sıkça telaffuz edilen ve gençliğimizden beri bize öğretilen; ‘Batının tekniğini alalım fakat ahlakını ve yaşam biçimini almayalım’ deyişinin de pek anlamı olmadığını bir kere daha hissediyorsunuz buralarda.

Basit bir örnek vermek gerekirse; Lavaboda eliniz yıkarken iki ayrı batarya bulunuyor. Birinden sıcak diğerinden soğuk su akıyor. Ya eliniz veya ayağınız yanıyor veya buz gibi suyla üşüyorsunuz. Ilık su ile temizlenmek için lavabonun giderini tıkamanız ve biriken ılık suyu kullanmanız gerek. Peki  ilk temasdan sonra bu su temiz kalır mı?

Maalesef hayır…

Bizim geleneğimizde, ki bu dinden gelen bir husustur, ancak akarsu temizleyicidir. Lavabonuz ve bataryalarınız kendi anlayışınıza göre olmalı. Yani düşünce ve inanç biçiminiz ile ürettiğiniz teknoloji çok bağlantılı. Birini alırsanız otomatikmen diğeri de peşinden geliveriyor. Bu basit örneği hayatın her alanına taşımak mümkün.

Ya tuvaletler… Taharet musluğunun önemini fark etmeleri için bu batılılara hangi ilmihal kitabını okutmamız gerekecek? İlmihalsiz anlamaları mümkün olamayacak mı musluksuz tuvaletin ne kadar pis olduğunu? Su olmadan insanın tuvaletten sonra temizlenmesi mümkün müdür? Onun cevabı da elbette koca bir hayır!

Yabancı diyarlarda yaşasın pet şişe veya ibrik… Her şeyi çözüverdiği iddiasındaki Batılı kendi vücudunu temizleyemiyor. Kötü kokuları gidermek için parfüm şart…

Her şey eğitim için

Oxford’un güzel yanı öğrencilerin kendilerini geliştirebilmeleri ve ilme odaklanabilmeleri için neredeyse her şey düşünülmüş.

Sakin, yeşili bol, insanların kurallara uyma noktasında çok titiz davrandıkları, birbirlerinin yüzlerine tebessümle baktıkları bir ortam. Kabul edildiği bir koleje kayıt yaptıran öğrenci kendisine lazım olan tüm mekanlara elindeki kartla rahatlıkla girebiliyor, sağlık hizmeti alabiliyor. Bir bisikleti varsa,  ihtiyacı olan her tarafa rahatlıkla gidebiliyor. Her yer dümdüz ve herkesin takip edeceği yollar ve yerler belirlenmiş.  Yayalara bizde alışık olmadığımız kadar saygı gösteriliyor. Gerçi bu hal neredeyse bir çok Avrupa ülkesinde rastlanabilecek güzel bir ayrıntı.

Oxford ve çevresinden bazı manzaralar

Bir haftalık sürede kasabanın içinde ve çevresinde bir çok yere gidebilme imkanı bulduk. Bu sürede bir günümüzü oğlumuzun bir arkadaşının rehberliğinde Oxford’un bazı çevre köylerini gezerek değerlendirdik.  Bunlar arasında, ünlü İngiliz siyaset adamı Churchill’in doğup yaşadığı Woodstock ve içinde yer alan Bleinheim Palace çok ilginç bir mekan. Yemyeşil bir tabii çevre içinde muhteşem bir malikane. İnsanın burada filozof olmaması adeta imkansız gibi görünüyor.

Oxford’un yakın çevresindeki güzel yerlerden biri de Bourton On The Water köyü. Asırlara meydan okuyan binaları ve nefis tabii manzarasıyla bizleri bir hayli etkiledi. Köyde yaşlı nüfus çok fazla. İhtiyarlar güzel mekanlarda fakat yalnız yaşıyorlar. Bahçe içindeki evlerin önünden geçerken şayet gözünüz evin kapısında bir yaşlıya takılırsa o gözlerdeki muhabbete hasret bakışları fark etmemeniz mümkün değil. Vaktiniz varsa bu kişilerle uzunca bir sohbet yapabilirsiniz..

Oxford’da ziyaret ettiğimiz diğer bir mekan da Oxford İslamic Center. Merkezde iki binada hizmet veren bu kuruluş, içinde Türkiye’nin de bulunduğu birkaç Müslüman Ülkenin destekleri ile faaliyet gösteriyor. Araştırmacılar için küçük odaları, seminer salonları ve Mescidi ile kasabanın ortasında adeta bir nefes alma yeri. Son birkaç senedir daha büyük bir alanda yeni bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. Henüz hizmete girmeyen bu Mescit ve binalar bitince İslamic Center’ın daha fonksiyonel bir yapıya bürüneceğine inanıyor Oxford’daki Müslüman öğrenciler ve araştırmacılar

Oxford’da iki müze

Kasaba’da kurulmuş olan iki adet Müzeyi de hızlıca ziyaret etme imkanı bulduk bu bir haftalık sürede.

Bunlardan biri farklı farklı ülkelerdeki hayvan örneklerinin sergilendiği  Natural History Museum bir hayli ilginç. Tarihte var olduğu ifade edilen dinazorlarun iskeletleri, girişte sizi tüm heybetiyle karşılıyor. Müzenin diğer bir tarafında birçok ülkeden getirilmiş olan çeşitli sanatlarla ilgili örnekleri de görmek mümkün

Bir diğeri de Ashmolean Museum adlı Müze. Dünyadaki farkli bölgelerden ve farklı medeniyetlerden çeşit çeşit eserlerin sergilendiği bu Müze, hakkıyla gezilmesi için en az bir tam günü gerekli kılan bir yapı. Vakit darlığından biraz hızlı dolaştığımız Müze, hakkını tam veremediğimiz inancıyla ayrıldığımız bir yer oldu bizim için.

Cami kapısından ayrılamayan Müslümanlar

Cuma namazı için Pakistanlıların yaptırdığı bir Camii’ye gittik. Oxford’daki Müslümanlar Cuma günü birbirlerini hasretle kucaklıyorlar namazdan sonra. İstanbul’da namaz bitince hemen çıkıp işlerine koşturan insanların yanında, burada yağmura rağmen insanların Cami kapısından bir türlü ayrılamamaları bana çok enteresan geldi,

Cuma sonrası Teksas doğumlu ve sonradan Müslümanlığı seçen Mustafa kardeşimizin refakatinde kasabanın

biraz dışındaki OLD MERSTON denen mahalleye gittik. Eski İngiliz evlerinin tipik örneklerinin yer aldığı bu bölgede, sağanak yağmur altında adeta tarihte bir kısa gezinti yaptık. Yüksek damlı tek veya iki katlı bahçeli evleri, tipik bir kilise ve mahalle mezarlığını ve dar sokakları geçerek gezimizi tamamladık. Rehberimiz Mustafa, not tuttuğumu görünce ‘sefernameme’ katkı olsun diye bir çok evin önünde durup resim çekmemi teşvik etti. Gazzali’de Eğitim yaklaşımı konusunda doktora yapan bu Şazeli dervişi, daha sonra gittiğimiz ve mükemmel bir misafirperverlik gösterdiği hanesinde, dünyanın dört bir yanından topladığı konusuyla ilgili orijinal belge ve kitapları bizlerle paylaştı.

Dünyanın farklı noktalarında hakikatin peşinde koşan farklı milletlerden insanları görmek, bir çok yanlışın yaşandığı dünyamızın içinde güzel örnekler olarak bizlere büyük moral verdi.

Cuma gününün gecesi çok ilginç bir Mevlid programına da katıldık. Asya Kültür Merkezi adlı bir mekanda, Müslümanlar akşam saatlerinde toplanarak bir taraftan Siyer okuyorlar aralarda da okudukları konulara uygun bizdeki Mevlid’e benzer ilahiler söylüyorlardı. İsmine Mevlid deseler de bir tür Siyer dersiydi katıldığımız program.

Hanımlar ve erkekler üst katta bu organizasyon içindeyken başka birileri de bir alt katta, onların küçük çocuklarına yönelik bir başka program yapıyorlardı. Programa gelenler evlerinde hazırladıkları nevaleleri getirmişler ve okumalar bittikten sonra onları topluca yedikten sonra evlerine dönüyorlardı..

İnsanlar hem hoşça vakit geçiriyorlar hem de beraberce bir şeyler öğreniyorlardı. Eğitim açısından değişik bir tecrübeydi.

Bir hafta içinde bu tarz bir iki programa daha davet edildik. Katıldıklarımızda şöyle bir şey dikkatimizi çekti. Programlar yaklaşık 2 saate göre ayarlanmış. Saatinde başlıyor ve fazla uzun sürmeden bitiyor ve herkes geldiği yere dönüyor. Başlangıç ve bitiş saatleri belli..

Ev okulları

Oxford’daki bazı Müslüman öğrenciler, araştırmacılar ve hocalar, kendi çocukları için ev okulları düzenlemişler. Çocukların, inandıkları değerlere göre yetişebilmeleri için içlerinden kim bir konuda uzmansa çocuklar onların evlerine derse gidiyorlar. Bu eğitimlerin yapıldığı bir evde gördüğümüz bir duvar yazısı bizim bir hayli dikkatimizi çekti.

‘HAFIZLIK KURALLARI’ diye başlayan bu metinde çocukların ağzından;

dikkatli dinleyeceğimize,

birbirimize yardım edeceğimize,

birbirimize yüksek sesle seslenmeyeceğimize

kibar olacağımıza,

utangaç olmayacağımıza,

kendimize güveneceğimize,

duyarlı olacağımıza.

Söz Veriyoruz diye yazıyordu..

 

Basit olmasına rağmen hem şekli hem de içeriği çok güzel bir kurallar manzumesi olarak örnek alınabilecek mahiyette bir duvar yazısı idi.

Bir haftalık Oxford seyahati gurbette evladına ve gelinine misafirliğe giden bir babanın ayrılırken yaşadığı tatlı bir hüzün ile noktalandı.

Onları Allah’a emanet ederek ve hanımı bir hafta için daha oralarda bırakarak İstanbul’a döndüm

 

Erhan Erken

Dünya Bizim 02.01.2012