Rengarenk ipler ve hayat

Belli bir zamandır, parmaklarımın uçlarıyla tutmakta olduğum rengarenk iplerin ana kaynağından kopmakta olduğunu biraz da can sıkıntısıyla fark etmeye başladım. Bir yandan parmaklarımın uçlarına ve ellerime, bir yandan da kopan iplerin  kalıntılarına bakıyorum. Onların nasıl ve niçin koptuklarını, kopmuş olan parçalarının de nerelere gittiğini anlamaya çalışıyorum.

Avuçlarımın içinde hala kopmamış birkaç tutam çeşitli renklerde ip duruyor.

Geriye doğru ucunu takip ettiğimde esasında hepsinin tek bir yumaktan geldiğini görüyor olmak insana güven veriyor. Ayrı ayrı devam eden bu ipler çok uzaklarda, zaman çizgisinin derinliklerinde bir yerlerde adeta birbirlerine sarılmış halde, yumak şeklinde duruyor, güzel bir görüntü oluşturuyor ve pırıl pırıl parlıyorlar. Muhakkak ki bu elimizde tutabildiğimiz ve tutamadığımız ipleri değerli kılan da bu bütünlüğün güzelliği ve parlaklığı.

Ana kaynaktan çıkıp belli bir mesafeden sonra ayrı noktalara doğru yönelen değişik renklerdeki iplerin yanı başlarında onları tutmakta olan farklı farklı insanlar görülüyor . Tuttukları ipleri  başka bir tarafa doğru çekiştirenler olduğu gibi  iplerin akışına uygun yol alanlar da var. Bazen de farklı yönlere giden iplerin aralarda birbirleriyle kesiştiği bölgeler de görülüyor. Kesişip ayrıldıkları noktaların yanı sıra yumak oldukları, sonra tekrar açılıp yollarına devam ettikleri de vaki. Az da olsa bir kısmı ise diğerlerine hiç aldırmadan tamamen apayrı istikametlere doğru gidiyorlar,

Bu güne değin çok uğraşmama rağmen ötelerden gelen farklı renklerdeki bu iplerin her birinin ucunu  aynı anda tutamadığımı itiraf etmeliyim. Ayrıca, hepsini bütünüyle tutabilmek de ne kadar mümkün olabilir onu da kestiremiyorum. Teker teker değerlendirildiğinde hepsi, o pırıl pırıl görünen ana kaynağına nispeten önemli ve kıymetli olmakla birlikte daha çok ilgimi çeken renkteki ipliklerle ilgilenmeye çalışmıştım. Tutamadıklarımla da belli bir mesafeyi korumaya gayret ettiğimi belirtmem gerek.

Bu süreç içerisinde bazen elimde tuttuğum  bir çok parçanın birbirleriyle yumak oluşturdukları, birbirlerine karıştıkları da oluyordu. O dönemlerde onları ayıklamak için bir hayli mesai sarf ediyordum.

Yıllar içinde elimde tuttuğum kimi iplerin bir şekilde güçlerinin zayıfladığını ve sanki kopacak hale geldiklerini hissetmeye başlamıştım. Kimilerinin de sanki renkleri mi solmuştu yoksa benim gözlerimin hassasiyeti mi bozulmuştu, onu çok da ayırt edemiyordum. Ama ipler ilk tuttuğum andaki hallerinde bir şekilde farklılaşmışlardı.

Bazı ipleri ise yalnız değil ama bir kısım arkadaşlarım ile beraber tutmuştum. Hayatımızın bazı devrelerinde o beraber tuttuğumuz bölümlere hep beraber sımsıkı sarıldığımızı gayet net hatırlıyorum. Sonrasında ya beraber tuttuklarımızın bir bölümü iplerin ucunu bıraktı ya da ben. Bazen de hepimiz bıraktık ve sonrasında başkaları tuttular o ipleri.

Bazı renklerdeki ipleri hayat çizgim içinde daha uzunca bir süre tutabilmiştim. Sımsıkı tuttuğum zamanlarda onlara çok büyük bir değer veriyordum. Hatta zaman içinde o ipler benim için daha bir kuvvetli ve daha bir parlak hal almışlardı. Sonra ne zaman ve nasıl oldu bilmiyorum ama onların bazılarıyla da benim aramda sanki bir şeylerin değiştiğini hissetmiştim. Hayat bu, hiç bir şey ilanihaye aynı şekilde sürmüyor.

Zaman içinde o iplerin bazılarını başka birilerinin eline tutuşturup bıraktığım da oldu. Bunu tek sevindirici tarafı bıraktığım iplerin uçları boşlukta kalmamıştı.

Bu bırakışlar veya terk edişler üzerinde düşündüğümde, acaba bu iplerle ilişkimin çok uzun sürmesinden dolayı canım mı sıkılmıştı?

Yoksa, bir hayli uğraştıktan sonra ancak bu kadar mı tutabilmiştim?

Elimden bu kadar mı gelmişti?.

O halde bunları başkalarına bırakayım da belki onlar daha iyi bir noktaya taşırlar diye mi düşünmüştüm?

Tam bilemiyorum

Farklı renkteki diğer bir kısım ipleri beraber tuttuğumuz arkadaşlarımda ise zaman içinde bazı tuhaflıklar fark ettiğimi hatırlıyorum. Ben zikri geçen bu ipleri beraber tuttuğumuzu zannederken onların bir kısmının bu ipleri kendileri için değil de başkaları için tuttuklarını hayretle hissetmiştim.

‘Hani biz bunları beraber tutuyorduk’ dediğimde ise, ‘idare et ne yapalım bu eller esasında bizimmiş gibi görünse de başkalarına aittirler’ deyivermişlerdi bana.

Çok şaşırmıştım.

Gerçekten insan sandıklarımın sanki kartondan bir maket gibi olduklarını fark etmek bana ciddi bir acı vermişti. Bu süreçlerde kendimden bile şüphelenmeye başlamıştım. En iyi bildiğim insanlar bile hakikat değilse, ben kendim acaba hakikat mıyım diye üstümü başımı yokladığım zamanlar da olmuştu. Benim zannettiğim bu eller acaba başka birilerinin kollarına bağlı olabilir miydi? diye düşünmekten kendimi alamamıştım

Yine bazı ipleri beraberce tuttuğumuz bazı arkadaşlarımın, o ipleri tutarken esasında beni o iplerle çevrelemek istediklerini ve zamanla hareketsiz bir şekle sokmaya çalıştıklarını hissetmiştim. Tuhaf bir şey değil mi? Ama aynıyla vaki olmuştu..

‘Ne yapıyorsunuz?’ deyince ‘esasında senin bu ipi çekmek istediğin yer bizce doğru değildi, onun için senin çekme eyleminin bir şekilde engellenmesi gerekiyordu. Ayrıca senin de bunu fark etmemen icap ediyordu ki üzülmeyesin. Çünkü biz seni seviyoruz ve üzülmeni istemiyoruz’ diye cevap vermişlerdi.

‘Allah Allah’ demiş ve bir kere daha şaşırmıştım.

Beni benden daha fazla düşünen, üstelik beni düşünürken benim yapmak istediğim şeyleri bana yaptırmamaya çalışan veya benim istemediğim şeyleri bana yaptırmaya gayret sarf eden can arkadaşlarım..

‘Nasıl fark ettin, şimdi ne yapacağız?’ dediklerini bile duyduğum anlar olmuştu.

‘Yahu arkadaşlar biz bu elimizdeki ipleri beraberce şu istikamete çekmiyor muyduk?’

‘Azizim sen hayal görüyorsun esasında bizim beraber olduğumuz yukarıdaki daha farklı bir çerçeveye göre yönümüz başka tarafa olmalı ve sen buna mani oluyorsun’.

‘Peki ne yapacağız bu durumda?’

Cevap olarak da ; ‘ya sen bırak ya biz bırakıyoruz’ demişlerdi. Bu tip durumlarda bazen tuttuğum ipe veya iplere sıkıca yapışıp yapayalnız kalakaldığım olmuştu. Bazen de demek öyle ha, o zaman alın ipinizi deyip ben ucunu bırakmıştım.

İplerle geçen bu zaman diliminde hep iplerin en ucundaki yumağı anlamaya çalışmıştım. Bu ayrı renkteki ipliklerin merkezden ayrılınca tek tek yine de güzel olmalarına rağmen, birlikte  olduklarında çok güzel bir kombinezon meydana geldiğinin farkına varmıştım.

Merkezden uzaklaştıktan ve araya bu kadar mesafe girdikten sonra iplerin uçları bir yerde tekrar ilk baştakine benzer bir yumak olabilir miydi?

Buna uğraşmak bir hayal miydi?

Bu hedef , varılabilecek bir kızıl elma olabilir miydi?

Teorik olarak bunun mümkün olabileceğini düşünüyordum. O sebepten geçen zaman içinde bu ip parçalarından olabildiğince fazlasının ucunu tutabilmeyi arzulamıştım. Ucunu tutamadıklarımın ise en azından bir göz mesafesinde veya bir gün uzanırsam yakalayıverecek bir uzaklıkta olmasına gayret etmiştim. Bazen hayat şartları öyle bir karışmıştı ki biz bir yerde ipler başka bir yerde kalmışlardı. Ama dağılırken bile gözlerimi elimden kaçan ip uçlarından ayırmamaya çalışmıştım.

Şu an içinde bulunduğumuz zaman dilimi de sanki o saçılma dönemlerinden biri gibi duruyor.

Uzun zamandır tuttuğum iplerin büyük bölümünün ucu elimden kaçmışken herhalde acele etmeden neler olduğunu, niçin böyle bir noktaya gelindiğini ve en uzaktaki yumak ile şu an ayrı ayrı renklerdeki ip parçalarının durumunu analiz etmenin yararlı olacağı muhakkaktı.

Çünkü şu an sağlıklı bir analiz yapılamazsa kaçan farklı renklerdeki iplik uçlarının niye kaçtığı, kalanların niye kaldığı, acaba henüz ucunu tutamadığım renklerin benim için uygun olup olmayacağı konusunda isabetli karar alamayacaktım.

Belki uzun süre bana daha tercih edilebilir gelen renklerdeki iplikler ihmal edilebilir bir mahiyet arz ediyordu, kim bilir. Onları kendime yakın görmem belki de bir alışkanlıktan dolayı idi. Belki onları elimde tutmayacağım zaman kendimi eksik hissedeceğim gibi bir yanılgıya düşmüştüm. Şimdi elimden kaçmış olanlara bu şekilde bakınca daha farklı bir yoruma sahip olunabileceğini düşünür oldum.

Sonuç olarak iplerin uçlarının bir an dağıldığı bu zaman diliminde bakalım ortalık sakinleştiğinde elimde yeniden hangi renk iplikler olacak?

Renklerin birbirleriyle uyumu olacak mı?

Elimdeki renklerden kalbim ve ruhum mutmain olacak mı?

Daha derinden düşününce anlayabiliyorum ki, galiba hayat bu rengarenk iplerin peşinden gitmek ve bu ipler üzerinden en uçtaki o muhteşem yumağın sırrına ermekten başka bir şey değil ?

Bugünkü halet-i ruhyemle şu noktaya varıyorum: Aslolan,  fıtratımıza en uygun renkleri elimizde her daim tutabilmek. Ve olabildiğince rengarenk yumağın bütününü kuşatabilme imkanına sahip olabilmek.

Bu yazıyı okuyan sizler bu kadar karışık gibi gibi görünen bir anlatımın sonucunda nasıl bir noktaya varıyorsunuz? Bu sorunun sizlerde uyandırdığı cevapları da merak ediyorum…..

15.06.2018