MÜSİAD YÖNETİMİNDE 10 YIL

-Uzun yıllardır çeşitli yönetim kademelerinde bulunduğunuz MÜSİAD’ın, kuruluşundan bugüne gelişim süreci ile ilgili gözlemleriniz neler oldu?

 

On yıldır yönetiminde bulunduğum ve her genel kurulda, bir sonraki yıl için oluşturulan  Yönetim Kurulu listelerinde yer almanın heyecanını yaşadığım MÜSİAD’ın , 13’üncü genel kurulunda, bu sefer divan başkanlığı vazifesini yaptım. Böylesi bir durum, insanı çok değişik duyguların içine sürüklüyor.

Yılların çok hızlı geçtiğini bir kere daha yakinen görüyorsunuz. Geçen yıllar ile birlikte ömrün de bitmekte olduğunu hissediyorsunuz ve hüzünleniyorsunuz.

Diğer yandan, yönetim kadrolarındaki insanların  değişmesine rağmen, gelişme sürecinde içinde yer aldığınız MÜSİAD’ın, dimdik ayakta durduğunu, 26 şubesi ve iki binin üzerinde üyesi ile, Anadolu’nun dört bir yanında kök salmaya başladığını, insanımıza ümit ve güç verdiğini görüyorsunuz, seviniyorsunuz..

 

1990 yılında kurulan Müsiad’ın, kurulduğu tarihte dünyanın ve Türkiye’nin şartları çok farklı idi. Soğuk savaş sonrası döneminin henüz başlarındaydık. 12 Eylül darbesi sonrası Türkiye’de siyaset yeniden şekilleniyordu. Irak, başındaki Saddam ile birlikte Orta Doğu’da yeni bir güç odağı olarak ortaya çıkmaya başlıyor, buna karşılık bu bölgeyi dizayn etmek isteyen büyük devletler de bu hadise çerçevesinde  bölgeyle daha aktif olarak ilgileniyor ve sıcak müdahaleler yapılıyordu.

Rahmetli Özal ile birlikte başlayan Türkiye’nin dış dünya ile daha fazla entegre olması hali Müsiad yöneticilerini ve üyelerini de derinden etkiliyor ve iş adamlarımızın ticari faaliyetlerinde dış ticaretin rolü artıyordu.

Refahyol döneminde Müsiad, siyasi iktidar ile ilişkilerinde çok değişik bir imtihanın içine girdi. Bir noktadan bakıldığında iktidara çok yakın olarak görünüp bu halin getirdiği problemler ile uğraşırken, bir yandan da, var olduğu düşünülen yakınlığın, üyelerinin meşru zeminlerdeki haklarını korumaya yeterli derecede fayda sağlayamamasının sıkıntılarını çekti

28 Şubat döneminde, özellikle Müsiad ve üyelerinin içinde yer aldığı geniş bir çevre ciddi baskılara uğradı. Fakat bütün bunlara rağmen, Müsiad, çalışmalarını aksatmadı, aksine, azmini ve kararlılığını arttırdı.

11 Eylül saldırıları ardından dünya ölçeğinde başlayan yeni bir dalga ve Müslümanlara yönelik baskılar karşısında da Müsiad farklı bir sınavın içine girdi. Üyelerinin yurt içinde  ve yurt dışında ekonomik aktivitelerini fazlalaştırmak, işletmelerini daha rasyonel şekilde yönetebilmelerini sağlamak, bütün bunların yanında da ait oldukları medeniyetin özelliklerine uygun yaşayabilmeleri noktasında özgüvenlerini arttırmak için ciddi çalışmalar yaptı.

3 Kasım sonrasında iktidara gelen ve halkımız için ümit olan Ak Parti döneminde de Müsiad, bir yandan ümitlerin artarak devam etmesini sağlamak, öte yandan da eksik gördüğü noktalarda yapıcı eleştirilerini ve katkılarını yönetimdeki kadrolarla paylaşmak gibi bir fonksiyonu icra etmektedir.

 

 

-MÜSİAD’ın, misyon ve vizyon çerçevesinde, yeni dönemde neleri başarabileceğine inanıyorsunuz?

Müsiad 14 senelik mazisi olan köklü bir kuruluştur. Hedefleri, bu hedeflere ulaşabilmek için çalışma prensipleri, değişen ülke ve dünya şartlarına göre kendini revize edebilecek mekanizmaları mevcuttur. Yeni dönemde, başlamış ve sürdürmekte olduğu çalışmaları devam ettirmenin yanında 3 Kasım ve 28 Mart seçimleri sonrasında ülkede ortaya çıkan yeni siyasi yapı ve ekonomik gelişmeler çerçevesinde gündeme gelebilecek  yeni sorunlarla da muhatap olmaktadır ve bundan sonra da olacaktır.

Müsiad’ın iktidardaki kadrolarla çevre olarak yakınlığı derneğin çalışmalarında başarı sağlamak, üyelerinin ekonomik gelişmelerine katkıda bulunmak için çok önemli bir avantaj fakat aynı zamanda da dikkatli davranılmazsa çok tehlikeli bir özelliktir.

Müsiad bu hassasiyete her zamankinden daha çok dikkat  etmelidir.

Aynı zamanda kamusal ve yarı kamusal alanlardan ısrarla uzakta tutulmaya çalışılan kesimlerin Türkiye’deki sayısal ağırlıkları oranında temsillerinin sağlanması da yeni dönemin en önemli sınavlarından biri olacaktır. Müsiad, bu çalışmalarda yapıcı ve dengeleri gözetici mahiyette çok ciddi bir ağırlığa sahip olacaktır.

Türkiye’nin özellikle son on yılında reel kesimlerin dışında ranta dayalı alanlara yönelen ve oralarda biriken milli gelirin, yeni dönemle birlikte reel ekonomiye doğru kanalize edilmesi Müsiad’ın en temel beklentilerinden birisidir. Bu hususta alınmakta olan tedbirlerle ilgili hükümetle bazı konularda farklı düşüncelere sahip olan Müsiad, fikirlerini açıkça ve etkili bir şekilde savunabilmeli, halkın ümitlerini menfi yönde etkilemeden yapıcı eleştirilerini yapabilmeli, araştırma ve raporlarını her zamankinden daha dikkatli hazırlamalıdır.

Siyasi rüzgarla ters düşme korkusuyla hakikatleri söyleyememek, aynı mahallenin insanlarının, aynı gemide seyahat eden yolcuların birbirlerine karşı yapabilecekleri en büyük kötülüktür. Fakat bununla beraber doğrunun doğru ve güzel bir üslupla ve neticeye tesir edebilecek bir formatta dile getirilebilmesi de Müsiad’ın yeni dönemindeki en önemli sınavlarından biri olacaktır.

Müsiad’ın bugüne kadar geldiği başarılı nokta, yeni bir yönetim ve başkan ile birlikte, inşallah çok daha ilerilere götürülecek ve emanet bundan sonra da sürekli bir şekilde yeni ve ehil arkadaşlarımıza , kardeşlerimize devredilecektir.

Hepsine şimdiden başarılar diliyorum..

 

-Bilindiği üzere, değişim ve dönüşüm sözü son yıllarda sıkça kullanılıyor. Ne var ki,  bu değişmenin sınırları pek sağlıklı olarak belirlenmiş değil. Değişme adına değişime açık olanlarla, kendiliğimizi koruyarak, yeniliklere karşı temkinli olma gereğini savunanlar var.

Değişime paralel olarak bir de küresel dalgalanmalar yaşamakta dünyamız. Bu öyle bir dalga ki, yerelliği ve özgün kimliği silerek, insanları tek tip hegemonyaya mecbur kılıyor. İşadamlarına ticari ve sınai  faaliyetleri yanında, ayrıca bir kültür ve medeniyet idraki kazandırılması konusundaki fikriniz nedir?

Bildiğiniz üzere, kurumların devamlı olabilmeleri için, içinde bulundukları ortamdaki değişimlere ve gelişmelere uyum sağlayabilmelerinin yanında, kendilerini önemli ve farklı kılan özeliklerini muhafaza edebilmeleri gerekmektedir. Ancak bu sayede varlıklarının bir anlamı olabilir.

Asıl önemli olan ise,  var olmanın yanında tarihte anlamlı bir iz bırakabilmek ve gelenek oluşturabilmektir.

MÜSİAD bu amaçla kurulmuş, değişen dünya ve ülke şartları içinde, ilim, siyaset ve iktisat saç ayağı üzerinde oluşan toplumsal yapıda, ticaret ve sanayi kesimine yeni bir tanım getirmeye çalışmıştır.

İşadamlarının dikkatlerini bir yandan ülkenin unutulmuş, unutturulmuş iktisadi değerlerine çekerken, bir yandan onları yurt dışına ve ihracata yönlendirmiştir. Bu gaye ile karış karış dünyanın dört bir yanına geziler düzenlenmiş, fuarlara iştirak edilmiş, ülke içinde ihtisas fuarları organize etmiştir…

Bütün bunların yanı sıra MÜSİAD, iş adamlarımıza, ait oldukları medeniyetten pencere açmaya çalışmış,  onların, tarihleri ile ve içinde yaşaya geldikleri coğrafya ile doğru ve sağlam bir ilişki kurabilmelerine zemin hazırlamıştır.

Homo ekonomicus  adıyla bir araştırma yaptırarak, halkımızın %99’unun mensup olduğu İslam Dini’nin, sanayici ve iş adamlarımıza ne tür müsbet özellikler kazandırması gerektiğini ortaya koymaya çalışmıştır.

Yüce Peygamberimizin (a.s) Medine Pazarı uygulamasından, günümüz ticaretinde nasıl yararlanılması gerektiği üzerinde önemle durmuş ve fuar çalışmaları ile Medine Pazarı kavramı arasındaki ilişkiyi sürekli canlı tutmaya gayret göstermiştir.

Globalleşen bir dünyada yerel özelliklerin öneminin kaybolmaması gerektiğinin altını  çizen Müsiad, globalleşme ve küreselleşme eğiliminin yanında, dünyamızda özellikle iktisadi sahada, bölgesel birlikteliklerin de öneminin azalmadığını , hatta bilakis artmakta olduğunu tesbit etmiştir. Buna bağlı olarak Türkiye’nin kendi bölgesiyle, İslam Ülkeleriyle ve Türki Cumhuriyetlerle münasebetlerini arttırması gerektiğini savunmuş, uzun zamandır içinde yer aldığımız bölgesel birlikteliklerin devamından yana tavır almış ve bu konuları mevcut iktidarlara sürekli tavsiye etmiştir.

 

Önce Ahlak ve Teknoloji derken, teknolojik gelişmelerin  arka planında var olan kültür ve medeniyet boyutuna özellikle dikkat çekmiştir.

Nasıl bir hayat, nasıl bir insan, nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya sorularının ciddi bir şekilde sorulup, cevapları üzerinde toplumsal bir mutabakat oluşturulmadan gerçekleştirilecek teknolojik gelişmelerin veya transferlerin, toplumumuza uzun dönemde mutluluk getirmesinin şüpheli olabileceği, Müsiad’ın dikkatini çekmeye çalıştığı en önemli noktalardan biri olmuştur.

Son olarak Müsiad, iş adamlarımızın toplumun kültür ve sanat değerleri ile ciddi bir biçimde ilgilenmeleri gerektiği hususuna özellikle dikkat çekmektedir ve bunun en bariz örneği olarak her fuarının en büyük alanını sanat sergisi olarak ayırmaktadır.

 

-Yılan hikâyesine dönen bir AB-Türkiye ilişkileri var ortada. Ne içindeyiz, ne de büsbütün dışında. Sizce nereye varacak bu uzun flört hali. Ufukta  sağlıklı bir evlilik görülüyor mu?

 

MÜSİAD,  tarih boyunca yüzü genelde batı yönüne dönük bir toplumun çocukları olarak, son 40 küsur yıllık Avrupa Ortak Pazarı ve  Avrupa Birliği  projelerine hep ihtiyatla yaklaşmış, fakat bununla beraber, dış ticaretinin %50’sinden çoğunu Avrupa Birliği ülkeleri ile yapan Türkiye’nin, bu ülkelerle ile olan ekonomik ilişkilerine özel bir  önem vermiştir.

 

Ekonomik, sosyal ve siyasi ilişkilerde tek yönlü değil çok boyutlu bir ilişkinin gerekliliğini sürekli vurgulamıştır.

Bizim tezimize göre, Türkiye’nin  üstüne düşen husus, insan unsuru, yönetim anlayışı, ekonomik gelişmişlik, devlet ve millet ilişkileri yönünden kendi niteliklerini arttırabilmek olmalıdır.

Türkiye’nin AB’ye girebilmesi konusu Türkiye açısından olduğu kadar AB açısından da çok büyük önem taşımaktadır. AB için , yukarıda saymaya çalıştığımız özelliklere sahip olması gereken bir Türkiye’yi kendi bünyesine alıp almamak en önemli imtihandır.

Ülkemiz,  bu özelliklere sahip olabilmek için AB’ye girmeyi ister bir görüntü içinde olmamalı, halkımız yukarıda kısaca sayılan niteliklere layık olduğu için onlara bu nitelikleri kazandırmak arzusu, iktidarların en önemli hedefi olmalıdır.

Bütün bunların yanı sıra Türkiye’nin içine dahil olmaya çalıştığı AB ve içinde yer aldığımız Uluslar arası sistem de adalet, güç ve hakkaniyet ilişkisi ve ülkelere/insanlara farklı standartların uygulanması konularında seviye olarak maalesef kötü bir noktadadır. Bosna, Afganistan ve Irak işgalleri, Keşmir, Filistin ve Kıbrıs konuları bu konuda en bariz örneklerdir.

Bu noktada çağımızın içinde bulunduğu seviye maalesef örnek bir seviye değildir. Türkiye bu seviye ile iktifa etmemesi gereken bir ülke olmak zorundadır.

Ülkemizin heyecanla sonucunu beklediği Aralık 2004’deki, Avrupa Birliğinden müzakere için takvim alma hedefi büyük bir problem olmazsa gerçekleşecek gibi görünmektedir. Fakat tam üyelik konusunda tarih hiç de yakın görünmemektedir.

Müsiad açısından, bu gidiş, bir medeniyet tercihi olarak göründüğü oranda toplumumuz için uzun vadede faydadan ziyade zarar getirir endişesini taşımaktayız.

Bu endişe Müsiad içinde hararetle tartışılmaktadır ve bu tartışmayı toplumumuzun çeşitli katmanlarına da süratle yaymak en önemli vazifelerimizden biri olmalıdır kanaatini taşımaktayım.

 

-Kurumların kalıcılığı, daha çok bir gelenek oluşturmalarına bağlıdır. Bu cümleden olarak MÜSİAD sizce bir gelenek oluşturmuş mudur?

 

Müsiad’ın kurulduğu günlerdeki dünyanın ve Türkiye’nin şartları hepinizin bildiği gibi çok değişmiştir. Bu değişimin çok iyi okunması icap etmektedir. Derneğin ve bizim gibi çalışmalar yapan tüm kurumlarımızın faydalı hizmetler görebilmesi için yeni şartlara uygun bazı değişiklikler ve geliştirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Fakat gelenek oluşturabilmenin en önemli unsuru olan, kalıcı değerlerimizin muhafazasına da, özellikle ihtimam gösterilmelidir.

 

Neleri değiştireceğimize karar vermek kadar, neleri muhafaza edeceğimize karar vermek de aynı derecede önemlidir.

Esasında, eş zamanlı olarak yapılması icap eden; gelişime ayak uydurma ve kalıcı olması gereken değerleri muhafaza etme çalışması, sadece MÜSİAD’ın   değil, bizimle aynı tarihi ve toplumsal değişim sürecini yaşayan tüm kurumlarımızın  yapması gereken bir faaliyettir.

 

Ancak bu sayede tarihte iz bırakabilen yapılar oluşturabilir, kendimizden sonraki nesillere de kalıcı eserler bırakabiliriz. Müsiad bu güne gelinceye kadar bir çok noktada hatırı sayılır bir gelenek oluşturmuştur. Fakat konjonktürün süratle değiştiği, Türkiye’de ve dünyada bir çok yerleşik yapının sarsıldığı ve pozisyon değiştirdiği günümüzde Müsiad da değişimlerden etkilenmekte ve bazen yerleşik değerlerini de yeniden tartışmak lüzumunu hissetmektedir. Bu tartışmalar sonucunda İnşallah daha sağlam bir yapıya ulaşılacaktır.

Dünyada ve Türkiye’mizde çok ciddi gelişmelerin olduğu tarihi bir sürece tanıklık ediyoruz.

Önemli kırılma ve yeniden düzenleme çalışmaları çok yakınlarımızda ve bazen de bizim içinde yer aldığımız bölgede cereyan ediyor.

Tarihimizden alacağımız dersler, ait olduğumuz medeniyetin bize kazandırdığı eşsiz değerler ve eğer samimiyetimizi kaybetmezsek,  her an yanımızda olacak olan Allah’ın yardımı, bu zor şartlarda hepimizi ve tüm insanlığı selamete çıkaracaktır inancını taşımaktayız.

 

MÜSİAD BÜLTEN 2004

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir