Değerli Meclis Üyesi Arkadaşlarım,
Bugünkü konuşmamda, son günlerdeki gelişmelerle ilgili iki konuya temas etmek istiyorum
Bunlardan birincisi şudur;
Bizler birkaç yıldır ekonomide dengelerin yerine oturması ve açıklanan orta vadeli programlar doğrultusunda dezenflasyon sürecinin başarıya ulaşması için büyük gayret sarf ediyoruz.
Böyle bir dönemde dengelerin bozulmasına yol açabilecek her türlü hadisenin önüne geçilmesi gerekiyor.
Yapılan yanlışlıklar varsa üzerine kararlılıkla gidilmesi, ekonomik güvenin yeniden güçlenmesi açısından da büyük önem taşıyor.
Bu anlamda borsa ve finans piyasalarının adil, şeffaf ve güvenilir bir yapı içinde işlemesi son derece önemlidir.
Piyasaların manipülasyondan uzak tutulması, açık kurallara dayanması ve devletin ilgili kurumları tarafından etkin biçimde denetlenmesi, sağduyu sahibi her iş insanının ve ülkesinin seven fertlerin ortak beklentisidir.
Bizim de umudumuz bu usulsüzlüklerde kasıtlı olarak yer alanların tespit edilmesi ve haklarında gerekli cezaların uygulanmasıdır.
Bununla birlikte bu yanlışlıkları önlemek ve piyasaları denetlemekle görevli kurumların çok daha etkin bir şekilde yetki ve sorumluluklarının çok daha etkin bir güce kavuşturulması gerekiyor.
Hatta en ufak bir belirti de dahi tedbirlerin alınması borsa ve finans piyasalarına duyulan güveni de ciddi biçimde sağlar.
Çünkü bir kez dahi güvenin zedelenmesi, yatırımcıların bu piyasalardan uzaklaşmasına yol açarak kaynakların üretime, yatırıma ve istihdama yönelmesinin önünü keser.
Sonuçta bedeli yalnızca yanlış yapanlar ödemez. İşini dürüstçe, hakkaniyetle ve kurallara uygun biçimde yürüten insanlarımız da doğrudan veya dolaylı olarak zarar görür. Ekonomimizin bütünü bu güvensizlikten etkilenir.
İş dünyasını temsil eden insanlar olarak duyduğumuz rahatsızlığı açıkça dile getirmemiz; adaletin, şeffaflığın ve etkin denetimin takipçisi olmamız gerekir.
Değerli Meclis Üyeleri,
Bahsetmek istediğim ikinci konu, geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşma olacak…
Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler zemininde yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” sözünü son Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bir kez daha güçlü biçimde ifade etti. İsrail’in bölgedeki saldırgan politikalarının kabul edilemez olduğunu belirterek dünyayı bu saldırganlığa “dur” demeye çağırdı.
Konuşmasında, dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm gören insanların meselelerine sahip çıkan bir yaklaşım ortaya koydu. Türkiye’nin, bu insanların sesini uluslararası platformlara taşıma iradesini gösterdi.
Bu tavrı son derece anlamlı ve ülkemizin tarihî sorumluluğuna yakışan bir duruş olarak görüyorum.
Bu konuşma, Türkiye’nin uluslararası politikada yalnızca bölgesel meselelerle ilgilenmediğini, küresel sorunlar karşısında da söz söyleyen ve sorumluluk üstlenen bir ülke olduğunu ortaya koydu.
Bir Türk vatandaşı olarak bu duruştan gurur duydum.
İnşallah ülkemiz, bu duruşu destekleyecek ekonomik ve askerî gücünü de hızla tahkim eder. Çünkü uluslararası alanda ortaya konulan iradenin etkili ve kalıcı olabilmesi, güçlü bir ekonomik, askeri ve kurumsal yapıyla desteklenmesine bağlıdır.
Bu yolda bizlere de önemli görevler düşüyor. İş dünyası olarak üretimimizle, yatırımlarımızla, oluşturduğumuz istihdamla ve işimizi hakkıyla yaparak ülkemizin gücüne katkıda bulunmalıyız.
Güvenilir piyasalar, güçlü bir ekonomi ve uluslararası alanda etkili bir Türkiye için hepimize kendi sorumluluk alanımızda görev düşüyor.
Değerli arkadaşlarım,
Sekiz yıl önce yine bir seçim öncesinde bu kürsüden “Kuşatıcı Bir İTO’ya Doğru” başlığıyla düşüncelerimi paylaşmıştım. Eski arkadaşlar bu konuşmayı muhtemelen hatırlayacaklardır.
O gün Meclis üyesiydim. Şekib Avdagiç Bey de ilk defa yönetim kurulu başkanlığına adaydı.
Bugün yeniden bir seçimin eşiğindeyiz. Şekib Bey yeniden aday. Kendisine bu yolda başarılar diliyorum.
Ben ise otuz yıldır sürdürdüğüm Meclis üyeliğimi ve son dört yıldır büyük bir onurla yürüttüğüm Meclis başkanlığımı tamamlayarak görevlerimi yeni arkadaşlarıma devretmeye hazırlanıyorum.
Bu vesileyle, o gün dile getirdiğim bazı düşünceleri geçen yılların tecrübesiyle yeniden dile getirmem sanırım yerinde olacaktır.
İstanbul Ticaret Odası, 1882’den bugüne uzanan köklü bir kurumdur. Taşıdığı sorumluluğu anlamak için kuruluş tarihinin de gerisine, bu coğrafyanın ticari ve ahlaki geleneğine bakmamız gerekir.
Fütüvvet anlayışından Ahiliğe, loncalardan gedik sistemine kadar bize ulaşan miras; öncelikle işini iyi yapmayı, sözünde durmayı, hakkı gözetmeyi ve başkalarının derdiyle ilgilenmeyi öğütler.
Dolayısıyla bu kurumda görev almak, bir emaneti üstlenmektir. O emanetin içinde üyelerimizin beklentileri, İstanbul’un geleceği ve ülkemizin refahı vardır.
Sekiz yıl önce anlatmaya çalıştığım kuşatıcı İTO fikrinin özü de buydu: Üyesinin günlük ihtiyacını karşılayan, bunun yanında mesleki gelişimine, ticaret ahlakına ve geleceğine sahip çıkan bir Oda.
Üniversitesiyle, vakfıyla, fuarcılık faaliyetleriyle, turizme katkısıyla, bilgiyi ticarileştirme merkeziyle, eğitim ve kültür çalışmalarıyla İTO, çok geniş bir hizmet imkânına sahiptir.
Bu imkânların değerini, birbirini tamamlayan ortak bir anlayışla çalışabildiğimiz ölçüde artırabiliriz. Her bir kurumda, her bir görevde yaptığımız işin üyemize, şehrimize ve ülkemize nasıl bir fayda sağladığını birlikte düşünmemiz gerekir. Bütün bu kuruluşlarımız arasında güçlü bir iş birliği ve sinerji oluşturabilmemiz, hizmetlerimizin etkisini daha da artıracaktır.
Değerli arkadaşlarım,
Otuz yıllık Meclis hayatımda gördüğüm şudur: Bir kurumu büyüten, mensuplarının ortak gayelere duyduğu inanç ve o gayeler için gösterdikleri gayrettir. Başkanın, yönetimin, Meclisin ve meslek komitelerinin birbirini dinlemesi; farklı tecrübeleri aynı hizmet anlayışında buluşturması bu gayreti güçlendirir.
Şekib Bey’le kökleri 1990’lara uzanan uzun bir çalışma arkadaşlığımız var. İTO’nun büyük resmini geçmişte birlikte düşünmüş, üzerinde pek çok kez uzun uzun konuşmuştuk. Bir dönem yönetim kurulunda da birlikte görev yaptık.
Önümüzdeki dönemde de kendisinin ve görev alacak bütün arkadaşlarımızın katkılarıyla bu geniş ufkun daha da gelişeceğine inanıyorum.
Görevimi devretmeye hazırlanırken, kendimi de içinde gördüğüm bazı ortak sorumluluklarımıza değinmeden geçemeyeceğim.
Üyelerimizi dinlemek ve ihtiyaçlarını kendi şartları içinde anlamaya çalışmak, hizmetimizin temelini oluşturuyor.
Özellikle sesini duyurmakta zorlanan küçük işletmelerin, mesleğinin geleceği için kaygılananların ve yeni bir yol açmaya çalışan gençlerin yanında olmaya gayret etmemiz gerekir.
Bize benzeyenler kadar farklı düşünenlere de kulak verebilmek, özellikle İTO gibi kurumlarda daha da kıymetlidir. İstişare, farklı bir fikrin kendi düşüncemizi geliştirmesine imkân tanıyabildiğimiz ölçüde anlam kazanır. Yıllar içinde hepimizin birbirimizden öğrendiği, kendi kanaatini yeniden gözden geçirdiği zamanlar olmuştur.
Çok iyi bildiğiniz üzere bu görevler zaman, emek ve gönüllülük istiyor. Toplantılara hazırlanmak, meseleleri takip etmek, verilen sözün arkasında durmak, hizmetin günlük ve çoğu zaman görünmeyen tarafıdır.
Hepimiz bugüne kadar bu sorumlulukları hakkıyla yerine getirmeye çalıştık; elbette zaman zaman eksiklerimiz de olmuştur. Kurumumuzun itibarına katkımız, bu gayreti ne kadar sürdürebildiğimizle yakından ilgilidir.
Bizden sonra gelecek arkadaşların yetişmesine katkıda bulunmak da bu sorumluluğun bir parçasıdır. Tecrübelerimizi paylaşabilmek, genç arkadaşlara alan açabilmek ve onların yeni fikirlerinden istifade edebilmek, kurumumuzun geleceğini güçlendirecektir. Bizler de vaktiyle bize güvenen, önümüzü açan insanların desteğiyle bu görevleri üstlendik.
Bugün kendi adıma da bu anlayışla bir karar veriyorum. Otuz yıl boyunca hizmet etme imkânı bulduğum bu Mecliste artık yerimi yeni arkadaşlarıma bırakmanın zamanı geldiğini düşünüyorum. İTO’ya olan bağlılığım ve burada kurduğum dostluklar, hayatımın kıymetli bir parçası olmaya devam edecektir. Bu dostlukların bundan sonra da süreceğine bütün kalbimle inanıyorum.
Beraber çalıştığım bütün başkanlarımıza, Meclis üyelerimize, meslek komitelerimize ve Odamızın emektar çalışanlarına gönülden teşekkür ediyorum. Birlikte yaptığımız güzel işleri şükranla hatırlıyor; eksik bıraktıklarımızın bizden sonrakilerin gayretiyle tamamlanmasını diliyorum.
Görevlerimizin sonunda geriye, insanların hafızasında bırakacağımız izler kalacaktır. Dilerim hepimiz; adaleti gözeten, sözüne güvenilen ve kendisine verilen emanete hakkıyla sahip çıkmaya gayret eden insanlar olarak hatırlanırız.
Yeni seçimlerin Odamız, İstanbul’umuz ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Yeni dönemde görev alacak bütün arkadaşlarımıza da gönülden başarılar temenni ediyorum.
* Bu konuşma İTO’nun 8 Ekim 2026’daki son toplantısında yapılmıştır
İSTANBUL TİCARET ODASI’nın son Meclis Toplantısında yaptığım VEDA Konuşması….

























