
Son haftalarda ülke ve dünya gündeminde hepimizi karamsarlığa sevk eden gelişmeler yaşandı. Özellikle uluslararası ölçekte ortaya çıkan bazı skandallar, çocukların ve gençlerin nasıl kirli ağların içine çekilebildiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Tahmin edeceğiniz üzere bu olay Epstein skandalıydı…
Ayrıntısına girmek istemiyorum; ancak yaşananlar hepimizi derinden üzdü.
Hergün ortaya dökülen bilgi ve belgeleri ibret, hayret ve üzülerek izledik ve izlemeye devam ediyoruz. Hergün yeni bir iğrenç hadise ortaya dökülüyor. . İnsanların nasıl bu kadar alçalabildiklerine inanamıyoruz. Üstelik bunlar uluslararası toplumda sözde saygınlık kazanmış kişiler.
Bu işleri yapanları ve bu kötülüklere bulaşanları şiddetle kınıyor ve hak ettikleri ne tür ceza varsa bu cezalara çarptırılmalarını diliyorum
Bunun üzerine ben bu konu çerçevesinde acaba bu olaylardan nasıl bir ders alabiliriz noktası üzerinde bir miktar araştırma yapmaya çalıştım. Bugün sizlerle kısaca bunları paylaşmak istiyorum
ÜLKEMİZDEN BAZI RAKAMLAR
ÖNCE ÇOCUKLAR
Türkiye’de 18 yaşın altında yaklaşık 22 milyon çocuk ve genç yaşıyor. Bu büyük bir umut, büyük bir gelecek demektir. Ancak bu tablo içinde özel ilgiye ve korumaya ihtiyaç duyan ciddi bir kesim de var.
Yaklaşık 350 bin çocuk annesini ya da babasını kaybetmiş durumda.
25 bine yakın çocuk devlet koruması altında büyüyor.
On binlerce çocuk sokakta yaşıyor ya da çalışıyor. ( Bu rakamın 50 bin civarında olduğu ifade ediliyor)
Resmî verilere göre 700 binin üzerinde çocuk çalışma hayatının içinde; bazı ölçümler bu sayının birkaç milyon olduğunu söylüyor.
Binlerce çocuk ise cezaevi ortamında, annelerinin yanında büyümek zorunda kalıyor. ( Bu sayının 5000 civarında olduğu ifade ediliyor)
Bu rakamları genellikle resmi kaynaklardan toplanan veriler

Bunların hiçbiri yalnızca bir istatistik değildir. Her biri bir hayattır, bir hikâyedir ve aynı zamanda bir gelecektir.
KÖTÜ YOLLARA SÜRÜKLENEN GENÇ KIZLARIMIZ
Sorun sadece çocuklarla da sınırlı değil. Yoksulluk, istismar ve çaresizlik nedeniyle sömürü düzenlerinin ve fuhuş sektörünün içine sürüklenen binlerce kadın ve genç kız da var. Resmî kayıtlarda on binlerle, kayıt dışı tahminlerde yüz binlerle ifade edilen rakamlardan söz ediyoruz. Bu hikâyeler çoğu zaman görünmez, konuşulmaz ve duyulmaz.
Ama maalesef bunlar acı gerçekler.
UYUŞTURUCU İLLETİ
Yine kısa bir süre önce patlak veren uyuşturucu ile ilgili soruşturmalar, yayınlar, haberler de yine çok can sıkıcıyıdı..
Şöhretli ve gencecik çocuklarımız elleri kelepçeli adliye, hastane ve emniyet koridorlarında boy gösterdiler. Hepsini üzülerek takip ettik
Bunlar maalesef aysbergin görünen yüzü, olarak nitelendiriliyor. Dip dalgayı kestiremiyoruz.
Uyuşturucu illetinin tuzağına düşen genç sayımızın ürkütücü boyutta olduğu ile ilgili endişelerimiz var.
Buraya kadar anlatılanlar biraz iç karartıcı oldu ama şunu da belirtmemiz gerek
Bu gerçek sadece bugünün gerçeği değil. Bunlar ve benzerleri insanlık tarihinde de farklı şekillerde hep olmuş vakalar. Bundan sonra da kıyamete kadar da muhtemelen olacak
Ama burada durup sadece karanlık hikâyeleri konuşmak, sadece üzülmek, sadece şikâyet etmek bize yakışmaz.
Bizim yapmamız gereken şey, sadece kötülükleri konuşmak değil iyilikleri örgütlemek olmalıdır, diye düşünüyorum.
Bu ülkede binlerce çocuk, genç, kadın, kız esasında kendilerine merhametli, şefkatli bir iyilik elinin uzanmasını bekliyor.
Birilerinin onları görmesini, birilerinin onları duymasını, birilerini onlara “sen yalnız değilsin” demesini bekliyor.
PEKİ BİZ NELER YAPABİLİRİZ?
Her zaman çok büyük adımlar atmak zorunda değiliz. Küçük ama sürekli adımlar büyük sonuçlar doğurabilir. Şöyle sıralayabiliriz…
Mesela
– Devlet koruması altındaki çocuklara hizmet eden kurumlara destek olabiliriz.
– Güvenilir gönüllü kuruluşların yanında yer alabiliriz. ( Mesela Yetim vakfı güzel bir örnek)
– Bağımlılıkla mücadele eden kurumlara desteklerimizi artırabiliriz. ( mesela Yeşilay verimli çalışan köklü bir kurumumuz)
– Amatör spor kulüplerini (sadece futbol veya basketboldan bahsetmiyorum; judo, karate, okçuluk gibi diğer branşlar da var vs) , sanat ve kültür faaliyetlerini , izcilik çalışmalarını destekleyebiliriz
– Eğitim desteği sağlayabilir, gençlere meslek ve yön kazandırabiliriz.
– Toplumsal sorumluluk projelerine aktif katılım gösterebiliriz.
– Kötülük şebekeleriyle ilişkili olduğunu bildiğimiz çevrelerle ekonomik ve sosyal mesafemizi net biçimde koyabiliriz.
İTO olarak meslek liselerine hamilik yapıyoruz. Ancak bu büyük kurumun temsilcileri olarak daha geniş bir iyilik halkasını harekete geçirebileceğimize inanıyorum. İstanbul’dan başlayarak TOBB ile birlikte ülke sathında güçlü bir dayanışma seferberliğine öncülük edebilir ve geniş çerçeveli bir iyilik hareketinin tetikleyebiliriz….
Ve elbette en temel sorumluluğumuz kendi ailemizden başlıyor. Çocuklarımızla, gençlerimizle ve çevremizle daha yakından ilgilenmek hepimizin asli görevi.
RAMAZAN-I ŞERİFTE İYİLİKLERİ ÇOĞALTMAK
Önümüzdeki hafta mübarek Ramazan-ı Şerif ayına kavuşacağız. Ramazan yalnızca oruç ayı değil; insanın kendini muhasebeye çektiği, iyiliği çoğalttığı kötülükleri hayatından uzaklaşturmaya çalıştığı bir arınma zamanıdır.
Bu mübarek ayı vesile kılarak hayır işlerinde daha fazla yer almalı, kötülüklere karşı daha güçlü bir toplumsal set oluşturmalıyız.
Unutmayalım:
Bir çocuğun ya da bir gencin hayatına dokunmak yalnızca bir kişiyi değil, bir nesli ayağa kaldırmaktır.
Bizden geriye kalacak olan; makamlar değil, hayır ve iyilik yolunda bırakacağımız izlerdir.
Bugün kendimize şu soruyu soralım:
Ben kaç kişinin hayatına güvenli ve insani bir dokunuş yapabilirim?
Çünkü her çocuk, her genç doğru bir el uzandığında yeniden ayağa kalkabilir.
Ve şunu da unutmayalım:
Bir toplum, en zayıfını koruduğu kadar güçlüdür.
*İTO’nun 12 Şubat tarihli Meclis toplantısında yaptığım konuşmanın yazıya dökülmüş halidir