BİR BAYRAM DAHA GEÇTİ

Bir bayramı daha geride bıraktık. Gerek ülkemizde gerekse de İslam coğrafyasının birçok noktasında büyük problemlerle uğraşmamıza rağmen Mübarek Ramazan ayından sonra yüce Allah’ın bize bahşettiği Bayramı en iyi şekilde idrak etmeye çalıştık.

Hayat varsa sorun vardır. Dünyada hiçbir zaman mutlak Cennet’i yaşamak mümkün değildir. Dolayısıyla her şeyin dört dörtlük olmasını bekleyemeyiz. Rahatlık dönemleri de olsa, çeşitli problemlerle boğuşuyor da olsak, Allah bize belli zamanları Bayram olarak bahşettiyse, o günleri olabildiğince iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerekir diye düşünmekteyim. Okumaya devam et BİR BAYRAM DAHA GEÇTİ

ASIRLAR ÖNCESİNDEN GELEN BİR MEKTUP

Geçen gün bir dostum telefonla aradı. “Sana çok önemli birisinden bir mektup getirmek istiyorum, müsait misin” dedi. Ben de elbet diyerek buyur ettim.

Önce biraz hasbihalden sonra mektubu çıkarıp verdi. Mektup ‘Değerli Erhan Erken’ diye başlıyordu. Ben hemen mektubun altındaki isme baktım. Orada İ. Gazali yazıyordu. Okumaya devam et ASIRLAR ÖNCESİNDEN GELEN BİR MEKTUP

İmam Gazali’nin İhya’sından bazı önemli öğütler

Çalışan kişi, yaptığı işle bir farz-ı kifayeyi yerine getirmeyi amaçlamalıdır. Çünkü, toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir, sosyal görevdir.’ 

Geçen gün bir dostum telefonla aradı. “Sana çok önemli birisinden bir mektup getirmek istiyorum, müsait misin” dedi. Ben de elbet diyerek buyur ettim.

Önce biraz hasbihalden sonra mektubu çıkarıp verdi. Mektup ‘Değerli Erhan Erken’ diye başlıyordu. Ben hemen mektubun altındaki isme baktım. Orada İ. Gazali yazıyordu.

“Üstad hayırdır, bu bizim bildiğimiz İmam-ı Gazali mi yoksa” deyince, “evet ta kendisi. Bugünlerde bir araştırma çerçevesinde İhya üzerine yoğunlaştım. Mektupta yer alan bölüm Gazali’nin asırlar öncesinden sana, bana ve bizim gibi arkadaşlara gönderdiği bir mektup gibi geldi. Ben de yazıp sana getirdim” dedi.

Toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir

İmam-ı Gazali, İhya-u Ulumiddin adlı eserinde şöyle diyor:

“Ahlaki açıdan 7 husus önemlidir.

1. İktisadi hayatta iyi niyetle yer almak: İnsan, çalışmasında, helal kazancı sayesinde dilencilikten ve insanlara muhtaç olmaktan kurtulmayı, kazancı yoluyla dinini desteklemeyi, aile efradının ihtiyaçlarını karşılamayı ve diğer Müslümanlara yardım etmeyi amaç edinmelidir.

2. Çalışan kişi, yaptığı işle bir farz-ı kifayeyi yerine getirmeyi amaçlamalıdır. Çünkü, toplum hayatı için vazgeçilmez işlerin yapılması birer farz-ı kifayedir, sosyal görevdir. Hiç kimse bu tür işleri üstlenmediği takdirde herkes zarar göreceği için, bunlar sosyal görevler arasında yer alır ve sorumluluk da herkese aittir.

3. Dünya çarşısı, ahret çarşısına engel olmamalıdır. Ahiret çarşıları camilerdir.

4. Sadece bununla kalmamalı, işinin başında da Allah’ı anmaktan (zikir) geri durmamalıdır.

5. Çarşıya ve pazara fazla düşkün olmamalıdır.

6. Sadece haramdan sakınmakla yetinmemeli, şüpheli şeylerden de sakınmalıdır.

7. İş ilişkisinde bulunduğu herkesle aralarında geçen işlemlerin takip ettiği seyri dikkatle kontrol etmelidir.”

İşimiz çok ağır”

Mektup burada sona eriyor. Tabii hepimizin malumu olan husus şu ki İhya-u Ulumiddin adlı kitap, içerisinde bunun gibi çok sayıda önemli hususu gündeme getiriyor. Yüzyıllar boyunca Müslümanlar, ilgileri nisbetinde oradan bazı parçaları alarak gerek hayatlarına uyguluyor gerekse de dostumuzun yaptığı gibi eşiyle ve dostuyla paylaşmaya çalışıyorlar.

Mektupta geçen 7 maddede de birbirinden güzel öğütler veriliyor. Tek bir cümle içerisinde çok fazla mananın barındığını farkediyorsunuz. Onları okurken acaba ben burada yazılanlara göre hangi noktada bulunuyorum sorusunu insan ister istemez kendisine soruyor.

Dostumuz bu mektupta tüm maddelere önem veriyor olsa da bir tanesini biraz daha fazla öne çıkarıyor. O da ikinci madde. Orada bir farz-ı kifaye yaklaşımı var. Toplum için vazgeçilemeyecek işlerin yapılması birer farz- ı kifaye ve birer sosyal görev olarak tanımlanmış.

Dostumuz benim ve benim gibi mektup götürdüğü arkadaşlarının dikkatlerinin özellikle bu nokta üzerinde yoğunlaşmasını istiyor. ‘Farkında mısınız ama işimiz çok ağır’ diyor. Neler yapmamız gerektiğini detaylandırırken toplumun neredeyse devasa işlerinin büyük bölümünün olanca ağırlığını omuzlarımıza boca etmeye çalışıyor.

Farz-ı kifaye olarak bizlerden ne tür hizmetler bekleniyor?

Burada aramızdaki muhabbeti nakletmeye ara verip konunun içine sizleri de dahil etmek için birkaç soru sormamız gerekiyor. Bu sorduğumuz soruların cevabını biz burada vermeyeceğiz. Cevapları herkesin kendisinin vermesini beklemekteyiz.

Birinci soru: Mektubun ikinci maddesinde bahsedilen ve bizi üzerinde uzun uzun konuşturan bu vazgeçilemeyecek işler sizce neler olabilir?

İkinci soru: Bir insan bu işlerden hangilerini yapmaya teşebbüs etmek için kendisini ehil hissetmelidir? Kendisini ‘evet, bu sosyal görevi ben yapmazsam benden daha iyi yapabilecek kimse yoktur’ diye tanımlayıp altına gireceği sorumluluğun ölçüsü ve haklılığını nasıl ve kimler belirlemelidir?

Biz aramızda yaptığımız görüşmede bu sorulara kendimizce cevaplar bulmaya çalıştık. Kendi vazife alanlarımızı, farz-ı kifaye olarak bizlerden ne tür hizmetler beklenebileceğini ortaya koymaya çalıştık. Tabii soru sorup cevap bulmaya çalıştıkça konu konuya açtı, en hafifinden en ağırına kadar türlü maddeler sohbetimizin gündemine girdi. Görüşme tamamlanıp dostumuzu yolcu ederken ben bir hayli yorulduğumu hissettim.

Daha sonra bu mektubu birkaç defa daha okudum ve zaten İhya’dan alıntılanan bir metin olduğu için bizim kısmi yorumlarımızla birlikte sizlerle de paylaşmaya karar verdim.

Bakalım sizler bu mektup üzerinden ne tür çıkarımlar yapacaksınız?

Dünya Bizim, 02.09.2015

Bir yaygın eğitim modeli: Bilgi Merkezleri

Bilgi Merkezi ve Bilgi evi kavramları daha çok 2005 yılı sonrasından literatürümüze giren bir kavram. Genellikle Büyükşehir veya İlçe Belediyelerin gerçekleştirdiği bir tür eğitim faaliyeti. Belediyelerin dışında bazı yerlerde gönüllü teşekküllerin de bu tür kurumları açıp işlettiklerini görmekteyiz. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde tanımlanmış olan Etüd Eğitim Merkezlerinin işlevlerinin bir bölümünü yerine getiriyorlar. Öğrenciler bu kurumlarda okul dışı zamanlarında okul derslerini çalışıyorlar. Bunun dışında yine eskiden var olan Halk Evlerinin yaptıkları bazı kültürel aktivitelerin de bu kurumlar bünyesinde yapıldığını görmekteyiz.

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinin tek tip bir çalışma düzeni bulunmamakta Belediyeden Belediyeye veya uygulamakta olan gönüllü kuruluşa göre değişen uygulamalara rastlanılmakta. Fakat görebildiğimiz kadarıyla standart bazı bölümler hemen her kurumda bulunuyor. Mesela hepsinde devam eden öğrencilerin yararlanabilecekleri bir kütüphane ve ders çalışma salonu mevcut. Ayrıca öğrencilerin kullanabilecekleri bilgisayarların bulunduğu bir salonu da hemen her kurumda görebilmemiz mümkün. Bir zamanlar mahalle aralarında çokça gördüğümüz ve bazılarının kontrol dışı çalıştıkları internet kafelerin yerine, yine mahalle aralarında ama kontrollü çalışan bilgisayar salonlarının önemli bir fonksiyon göreceğini düşünmüş bu kurumları kurgulayanlar.

Genelde Bilgi evi adıyla çalışan bu kurumlarda bir çok kültürel ve sanatsal aktiviteler de düzenleniyor. Kurumun büyüklüğüne göre bu aktiviteler çeşitlenebiliyorlar.

Bu yazımızda İstanbul’da Bayrampaşa Semtinde Bayrampaşa Belediyesi bünyesinde uygulamaya başladığımız daha sonra da başka bölgelere taşıdığımız bu tarz bir çalışmanın detaylarını anlatmaya çalışacağız.

BAYRAMPAŞA BELEDİYESİ BİLGİ MERKEZİ VE BİLGİ EVLERİ

Bayrampaşa Belediyesi Bilgi Merkezi 2005 yılının Mayıs ayında faaliyete başladı. İstanbul’daki bu tarz ilk kurumlardan biri olan Bilgi Merkezi 350 metre kare bir alan üzerinde iki bodrum ve yer üstünde üç kattan meydana geliyor. En alt bodrumda 90 kişilik mini bir tiyatro salonu, onun üzerinde özellikle kış aylarında antrenman yapılan bir spor salonu yer alıyor. Giriş katta 15 bilgisayarlık bir bölüm, rehberlik, idare odaları ve bekleme bölümü var.

İkinci katta aynı anda 90 öğrencinin etüt yapabileceği 4 adet sınıf bulunuyor. En üst katta genelde öğretmenlerin ve öğrencilerin yararlanabileceği temel eserlerin yer aldığı 3000 kitaplık bir kütüphane ve küçük bir kantinle birlikte kafeterya alanı mevcut.

Bilgi merkezinin etrafında minyatür bir halı saha ile özel zeminli bir basketbol sahası da kuruma devam eden çocukların istifadesi için tahsis edilmiş durumda

Bilgi Merkezinin bu merkez binasının dışında üç ayrı mahallede de şubeleri bulunuyor. Bu binalara ise Bilgi Evi adı verilmiş. Bilgi merkezi ve bilgi evi farkını anlatırken hastane ile sağlık ocağı benzetmesi meramı daha iyi anlatabilmek için iyi bir örnek olarak gözüküyor.

Bayrampaşa’daki bu yapıda Merkez adı verilen binada 500, diğer üç şubede de toplam 500 olmak üzere yaklaşık 1000 çocuğa hizmet veriliyor.

Yukarıda bahsettiğimiz bir çok bilgi evine devam eden çocuk sayıları çok daha fazla iken burada çocuk sayısı özellikle daha dar tutuldu. Sebep ise çocuklarla daha yoğun bir ilgilenme imkanını bulabilmek.

BİLGİ MERKEZİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Kuruluşundan bu güne yürüttüğümüz Bilgi Merkezi ve Bilgi evleri çalışmasının genel gayeleri üzerinde özetle durmamız gerekirse şu noktaları belirtmemizin yararlı olacağını düşünüyorum:

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evi klasik manada bir kurs veya dershane değildir

Örgün Eğitime Yardımcı (destek) bir eğitim kurumudur

Çocuklarımızı sokaktan kurtarır, okul hayatlarına yardımcı olur.

Çocuklarımızın zihnen, bedenen ve ruhen gelişmelerine katkıda bulunur.

Aileleriyle birlikte çocuklarda belli farkındalıklar oluşması için çalışır

Toplum ve insanlık için faydalı değerlerin aktarılmasını sağlar

Çocuklara daha çok öğrenmeyi öğretmeyi amaç edinmiştir

Çocuklarımızın kendilerini keşfetmesine yardımcı olur.

Onların sosyalleşmelerine katkıda bulunur. Zamanlarını planlı ve programlı kullanmalarını sağlar.

Yaratıcı ile, diğer insanlarla, çevresiyle ve kendisiyle dost ve barışık nesiller yetişmesi için çalışır

Evleri ve Okulları dışında çocukların ÜÇÜNCÜ ADRESİ olmaya çalışır

Bayrampaşa’daki Bilgi merkezi ve Bilgi evlerine 9 ila 15 yaş arası çocuklar kabul ediliyor. Yani dördüncü sınıf ile sekizinci sınıf arasındaki çocuklar. Çocuklar kuruma ilk olarak kayıt için aileleri ile birlikte geliyorlar. Bu görüşmede Rehberlik birimi ile birlikte çocuğun özellikleri ile ilgili veli ile de görüşülerek 1 Etüd ve onu dışında maksimum 3 kültürel ve/veya sportif kulüp için kayıt alınıyor ve çocuğun haftanın hangi günleri ve saatlerinde bu faaliyetlere iştirak edeceği kararlaştırılıyor. Bu çalışma için özel olarak yapılmış bir bilgisayar programı delaletiyle kayıt yapılıp her çocuğa üzerinde programı yazılı resimli bir kimlik kartı düzenleniyor. Çocukların bu kartları kurumda bulunuyor ve içeri girerken kartlarını alıp boyunlarına asarak faaliyetlerine katılıyor, çıkarken de yine kartlarını danışmaya teslim ediyorlar.

Kuruma devam eden çocuklar buradan haftada yaklaşık 15 ila 18 saat arası yararlanıyorlar.

BİLGİ MERKEZİNDE FAALİYET GÖSTEREN KULÜPLER

Bilgi Merkezi ve Bilgi evlerinde öğrencilerin aralarında seçim yaptıkları kulüpler ve fonksiyonlarını şöyle özetleyebiliriz;

Etüd Çalışmaları;

Öğrencilerimiz, okulda başarı sağlamaları için etüt yapıyorlar. Sayısal ve sözel alanlardaki öğretmenler nezaretinde devam eden çocukların derslerine yardımcı olunuyor.

Ortak sınavları olanlar bir mekana alınarak onlarla daha yoğun ilgileniliyor

Bu yıl kurumda yeni bir deneme yapıldı. Daha önceki yıllardakinin dışında özellikle ikinci 4 içindeki öğrencilere Türkçe, Matematik, Sosyal ve Fen alanlarında ayrı ayrı gruplar oluşturuldu ve düzenli aralıklarla testler yapıldı. Özellikle yardımcı kurslara gidemeyen çocuklar için destek sağlandı.

Normal işleyiş itibariyle Bilgi merkezi ve Bilgi evlerine bir kurs veya dershane olarak bakmıyoruz. Velilerimizin de böyle bakmamalarını arzu etmekteyiz. Bu kurumları çocuklarımızn fikren, bedenen ve ruhen gelişmesini sağlayacak yerler olarak görmekteyiz.

İngilizce Kulübü

Bu kulübümüzde öğrencilerimizin hem okuldaki ingilizce derslerine katkı yapmak hem de pratik ingilizcelerini geliştirmek hedeflenmektedir.

Bilgisayar kulübü

Bilgisayar kulubu adı altında özellikle eğitim ve öğretim hizmetleri sırasında öğrencilerimize bilgisayarın en yüksek katma değeri sağlaması amacına uygun faaliyetler yürütülmektedir.

Geleneksel Sanatlar Kulübü

Bu kulup çerçevesinde öğrencilere ebru sanatı tanıtılmakta ve uygulamalar yapılmakta. Kulübe devam eden çocuklarımızla bu alanda kabiliyetleri ve istekleri çerçevesinde uygulamalı çalışmalar yapılmaktadır.

Tiyatro kulübü

Bu kulübe devam eden öğrencilerimiz, seslerini daha etkin kullanmayı, vurgulamaları yerinde yapmayı öğreniyor, vücut dilini geliştiriyorlar. Ayrıca belli aralıklarla çeşitli piyesleri sahneye koyuyorlar.

Resim kulübü

Resim kulübünü seçen öğrenciler, hayatımızı güzelleştirip, zenginleştiren objeler ve renklerin estetik ve ahenkli birlikteliğini temel alan güzel sanatların uygulanması ve yaygınlaştırılması hedefine yönelik olarak eğitim alıyorlar

Müzik kulübü

Bu kulüpte çocuklar öncelikle ritm duygusunu kavrıyorlar. Genelde bu çalışma içinde bir enstrüman çalabilmeyi ve onunla bireysel veya topluca çeşitli eserleri meşketmeyi öğreniyorlar. Kulübümüzde gitar, bağlama ve ud gibi enstrümaları öğrene çocuklarımız yer alıyor. Bu kulüpte ilerleyen yıllarda musiki alanında derinleşme artıyor

Edebiyat-Basın Yayın Kulübü

Bu kulüp bünyesinde çocuklarımızın dergilerle ve kitaplarla daha fazla haşır neşir olmaları bu alanda kendi bireysel değerlerinin farkına varmaları amaçlanıyor. Geleceğin şair ve edebiyatçılarının yetişmesi için gayret sarf ediliyor.

Satranç kulübü

Bu kulüpte öğrencilerimize, zihin geliştirme ve dinlenmeyi beceriye dönüştürme imkanı sunuluyor.

Spor Kulüpleri

Basketbol, Futbol, Jimnastik ve Tekvando, bölümlerinden oluşan spor kulüplerini; zinde, sağlam ve özgüvenli bir gençliğin yetişmesinde önemli bir unsur olarak görmekteyiz.

İzcilik kulübü

Bilgi merkezi’nde kurulan İzcilik kulübü ile çocuklarımıza doğa bilincini kazandırmanın yanında, disiplini, çevreye saygıyı, paylaşmayı, ortak çalışmayı ve sorumluluk duygusunu geliştirmeyi hedefliyoruz.

Bilgi Merkezi’ndeki İzcilik çalışmaları için bu alana özgü bir dernek ve izci kulübü oluşturulmuş ve İzcilik Federasyonuna bağlı olarak çalışmalar yürütülmeye başlanmıştır.

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinde bu güne kadar ilave başka kulüpler de açıldı. Mesela bir dönem Sinema kulübü çerçevesinde çocuklara sinemanın arka planı ile ilgili uygulamalar yaptırıldı. Yine bazı dönemlerde Gezi kulübü adı altında özellikle İstanbul’un tarihi ve kültürel yerlerine düzenli geziler yapıldı ve belli aralıklarla yapılmaya devam ediyor. Bu gezi dizileri öncelikle Eyüp Sultan hazretlerinin ziyareti ile başlamakta her biri birbirinden zengin tarihi ve kültürel zenginliğe sahip İstanbul’un farklı mekanlarında devam etmekte.

Bilgi Merkezinde belli dönemlerde talep üzerine folklor kulübü de açılmış ve çeşitli yörelerin oyunları üzerinde çalışmalar yapılmıştır

Bilgi merkezi ve Bilgi evlerinde Kulüp Başlığı altında yapılan bir diğer çalışma da Mezunlar Kulübü. Yukarıda da ifade edildiği gibi ilköğretimin ikinci aşamasını bitiren ve liseye başlayan çocuklarımızın bu kurumlarla düzenli ilişkisi sona ermektedir. Fakat çocukluktan gençlik çağına geçen bu mezunlarımızın gelişimlerini bir nebze de olsa takip edebilmek için zaman içinde bir Mezunlar çalışması yapmanın gerekli olduğu ortaya çıktı. O zaman başlayan bu faaliyet yaklaşık ayda bir yapılan toplantılar, geziler, kitap okuma, sinemaya gitme, piknik yapma tarzı faaliyetlerle gerçekleşen bir Mezunlar Kulübünün oluşumunu sağladı.

Şu an için içlerinde üniversiteye gidenlerin bile bulunduğu eski mezunların ilgili olanları ile ilişkiler devam etmekte hatta bir bölümü ile kurumda staj, bazı kulüplerde asistan öğretmenlik gibi başlıklar altında beraberliğimiz sürmektedir.

DEĞERLER EĞİTİMİ PROGRAMI

Yazımızın bu bölümünde , Bayrampaşa Bilgi merkezi ve Bilgi Evlerinde uygulanmakta olan programın belki de en önemli ve ayırıcı yönü olan değer aktarımı için kullanılan 30 civarinda medeniyet perspektifimizi yansitan kavramdan bahsetmek istiyorum

Tesbit edilmiş olan bu kavramlar Milli Eğitim Müfredatında yer alan belirli günler ve haftalarla bire bir eşleştirilmekte ve ilgili kavramlar kendi haftalarında etütlerde ve tüm kulüplerde yoğun olarak işlenmektedir. Okulunda aynı haftadan haberdar olan öğrenci o hafta ile ilgili kendisine değer katacak olan kazanımları da Bilgi evinde sevdiği kültürel ve sportif faaliyeti yaparken kazanabilmekte, içinde bulunduğu zaman dilimine farklı bir pencereden bakabilmektedir.

HAFTALAR VE KAVRAMLAR

Okulların ilk haftası genellikle ilköğretim haftası olarak tanımlanır ve bu haftada öğrenciler hocalarıyla ve okula yeni gelenlerle tanışırlar.

Bilgi merkezi ve Bilgi evlerinde bu haftanın kavramı Tanış Olalım ve Selamın Önemi olarak seçilmiştir. Çocuklarımız bu haftada insanlara tebessüm etmenin ve selam vermenin Allah tarafından da çok sevilen bir eylem olduğunu, Peygamber Efendimizin ( a.s) ‘Selamı yayınız’ demiş olduğunu öğrenirler. Selamın toplumda barış ve huzur ve içinde bir arada yaşamanın ilk adımı olduğunu, bu basit kelimenin ve eylemin aslında içinde çok büyük anlamlar taşıdığını kavrarlar ve sadece öğrenmekle kalmayıp uygulamaya da geçerler

Selamla başlayan eğitim dönemlerinde daha sonraki haftalarda ele alınan kavramları şu şekilde listeleyebilirz.

Ahilik haftası: İş ve Meslek ahlakının önemi

Tüketiciyi koruma haftası : Hiç kimsenin hakkını yememe ama kendi hakkını da yedirmeme

Cumhuriyet Bayramı haftası : Millet kavramının tanımı, Cumhuri idarenin özellikleri, her konuda olduğu gibi toplumsal hayatın sürdürülmesinde de istişarenin önemi

Kızılay Haftası : Yardımlaşma, Paylaşmak ve Cömertliğin erdemi

Kurban Bayramı ve Hacc haftası : Allah’a teslimiyetin kutsallığı, Hacc ibadetinin insalık açısından kazanımları

Sağlık haftası: Ruh ve beden temizliği

Öğretmenler günü ve haftası : Öğrenmek ve öğretmek fiillerinin önemi . Bu faaliyeti gerçekleştiren öğretmenlerin tarih boyunca ne kadar önemli bir vazifeyi ikmal ettikleri

Mevlana haftası : Hoşgörü

İnsan hakları haftası: Hak ve hukukun önemi. Kul hakkının ne kadar mühim olduğu. Ahiret aleminde bizleri boynussuz koçun boynuzludan hakkını alacağı alacağı bir günün beklemekte olduğu

Tutum, yatırım ve yerli malları haftası : Bilinçli üretim ve tüketimin önemi. Etrafımızı çepeçevre saran kapitalist bir dünyada insanlığın çevresine de duyarlı olması, üretirken çevresini harap etmemesi, ihtiyacı dışında gereksiz tüketimden kaçınması fikrinin önemi. Bu arada çocuklarımıza özellikle ülke içinde üretilen mallara daha fazla yönelmeleri, üretilemeyen ürünlerin bir gün yurt içinde üretilebilmesi için küçük yaşlarından itibaren onlara adeta hedef olarak verilmesi gibi bir düşünceyi de barındırmaktadır.

Vakıf haftası: İnsanların diğer insanlara karşılıksız olarak iyilik yolunda hizmet edebilme ruhuna sahip olmaları. İyilik için karşılıksız vermek, vakıf ruhunun gelişmesi

Yeni yıl ve hicret: Zaman kavramları, Kur’an Allah’ın dikkat çektiği asr’ın önemi. Her geçen günün iyi bir şekilde değerlendirilemsi. Ayrıca yine bu tarihlere rastlayan Hicret olayının detaylı incelenmesi

Dünya çocuk kitapları haftası: Okumanın ve Tefekkür etmenin insanda açacağı ufukların değerlendirilmesi

Enerji tasarrufu haftası: Tasarrufun önemi. Her alanda israfın kötülükleri

Yeşilay haftası: Vücudun insana bir emanet olarak verilmesinin önemi. Bu emanete saygı. Sigaranın ve zararlı alışkanlıkların bu emanete bir nevi hıyanet olduğu. İçkinin bütün kötülüklerin anası oluşu

İstiklal Marşının kabulü: Bağımsızlık ve istiklalin ne kadar önemli olduğu. Bayrak kavramı

Çanakkale zaferi haftasi: Vatan sevgisi ve vatanı koruma konusunda tarihimizdeki şanlı dönemlerden birinin derinlemesine incelenmesi. Yine bu çerçevede cesaret kavramının önemi

Kardeş topluluklar haftası : Ahmet Yesevi, Yunus Emre gibi tarihi şahsiyetlerin kardeşlik ruhunun bu topraklarda gelişmesi için yaptıkları hizmetlerin incelenmesi. Kardeşlik Ruhu

Bilim ve teknoloji haftası: İlmin önemi, ilmin merkeze alındığı bir yaklaşımın hayatta daima önemsenmesi gereken bir yaklaşım olduğu. Bilim ve ilim kavramlarının incelenmesi

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Haftası: İstişare ve Millet fikrinin önemi. Bağımsızlık

Kutlu doğum haftası: Hakka ve iyiliğe davetin önemi. Peygamberlik kavramı. Peygamber Efendimizin( a.s) detaylı bir şekilde tanıtılması

Edebiyatçılar haftası: Edep ve edebiyat kavramları. Bu çerçevede okumanın, güzel yazmanın önemi

Anneler günü: Anne-baba hakkının önemi

Engelliler haftası: Sabır, nimete şükür. Herhangi bir eksikliğin imtahan oluşu ve bu özellikler sahip kişiler karşı davranışların incelikleri

Şairler haftası: Şiirin ve şiirsel düşüncenin önemi. Önemli şairlerin örnek alınacak yönleri

İstanbul’un fethi: Fetih ruhu ve kahramanlık. Fethin bir işgal değil bir ihya hareketi oluşu

Dünya çevre günü: Çevrenin, insanın emrine verilen mevcudatın kıymetinin bilinmesi, onun israf edilmemesi ve doğru kullanılması, yaratılmış olanlara saygı

Karne: Sorumluluk duygusu ve görev bilinci

Bu haftalar ve yukarıda bahsedilen kavramlarla ilgili kurum içinde özellikle Rehberlik birimi çerçevesinde ciddi bir gurup çalışması yapılmaktadır. Bu çalışma gurubu belli aralıklarla bu kavramları güncellemekte, bunların çeşitli kulüpler içinde nasıl işleneceği ile ilgili yöntemler geliştirmektedir. Bu işleme sırasında istifade edilecek çeşitli kaynaklar taranmakta ve elde edilen bilgiler her hafta öncesi öğretmenlere verilmektedir. Bu çalışma zaman içinde değerli bir birikim oluşturmuştur.

Haftalar ve kavramlar konusunda yapılan bir diğer çalışma da aylık bazda düzenlenmekte olan Çocuk seminerleridir. Bazen kurum içinden bazın de kurum dışından gelen konuşmacılar tarafından çocukların tümüne hitaben yapılan bu seminerler, uygulanmakta olan kavramlar çalışmasına farklı bakış açılarını nakletmek için önemli bir araç olarak hizmet görmektedir.

PROGRAM VE MÜFREDAT ÇALIŞMALARI

Bilgi evlerinde uygulanan bu programda ortaya çıkan Müfradetın önemli bir yanı da kademe anlayışının gelişmesi olmuştur. Kuruma daha sonraki senelerde de devam eden öğrenciler için kademe anlayışı gerekli olmuş, ilk sene gelen çocuklarla daha sonraki senelerde de devam edenler arasında kendilerine anlatılacak konularda detaylandırma ihtiyacı gerekmiştir. Program geliştirme birimi bu alanlarda da çalışmakta ve bu kavramların içeriklerini sürekli geliştirmekte ve detaylandırmaktadır

Dolayısıyla uygulanan sistemin en önemli noktalarından birinin bu program geliştirme ve Rehberlik birimi olduğu da açıkça görülmektedir.

Rehberlik biriminde yapılan diğer önemli bir çalışma da her kulüp için hedefer tesbit edilmesi olmuştur. Bu hedefler, o kulübe bir yıl içinde devam eden öğrencide gelişmesi arzu edilen yönlerin ortaya konması için tasarlanmıştır. Bu hedefler bir yandan kulüp öğretmeni için kendini kontrol edebileceği bir çerçeve oluştururken diğer yandan veliler için de çocuklarının bu hedefler çerçevesinde ne tür gelişme gösterdiğini görebilmek açısından yararlı olmaktadır. Bunu sağlamak üzere kurum tarafından bir karne düzenlemekte ve bu karne dönem sonlarında velilere verilmektedir. Tabii yıl içinde bu karne içinde yer alacak gelişme hedefleri veliler ile paylaşılmakta onların çocuklara verilmekte olan eğitimi yıl içinde de takip etmeleri istenmektedir.

Bu hedeflerden bir kaç örnek vermek gerekirse

Çocukların ‘Davranış Gelişimlerinin Değerlendirilmesi’ için tesbit edilmiş hedefler:

Öğrencinin:

1/ Kendine ve insanlara güven duyması. (Bağımsız karar verebilmesi, Öğretmenlerine ve arkadaşlarına kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını ifade edebilmesi, arkadaşlarını kendisi ve doğru seçmesi)

2/ Etkinliklere katılması.

3/ Bağımsız olarak ve grup halinde çalışabilmesi. (Ödev ve araştırma sorumluluklarını yerine getirmesi.)

4/ Planlı ve düzenli çalışabilmesi, zamanı doğru kullanabilmesi

5/ Toplum kurallarına uyması: (Bilgi Merkezi, sınıf ve kulüp kurallarına uyması, Büyüklerine saygı ve küçüklerine sevgisi, Temizlik ve görgü kurallarına uyması, Arkadaşlarıyla geçimi ve yardımlaşması, görgü kurallarına uyması)

6/ Haklarının bilincinde olması. Başkalarının haklarına saygılı olması.

7/ Serbest zamanlarını değerlendirme alışkanlığı

8/ Verilen görevi yerine getirme başarısı

Etüd’lere devam eden çocuklarda gözlemlenecek gelişmeleri takip edebilmek için tesbit edilen

hedefler:

Öğrencinin:

1/ Verimli ders çalışabilmeyı iyi öğrenmiş olması,

2/ Kendi başına karar verebilme yetisini kazanabilmesi

3/ Kaynaklardan doğru bir şekilde yararlabilme becerisini kazanabilmesi

4/ Görev ve Sorumluluk bilinci kazanması

5/ Sorgulama ve eleştirel düşünebilme yetisinin gelişmesi

6/ Kendini doğru ve cesaretle ifade edebilmesi,

Yukarıda iki örneğini verdiğimiz bu tarz hedefler tüm kulüpler için tesbit edilmekte ve öğrencilerin gelişimleri bu hedefler doğrultusunda takip edilebilmektedir

UYGULAMANIN TAKİBİ VE ÖLÇÜMLEME ÇALIŞMALARI

Rehberlik biriminin diğer önemli bir işlevi bu çalışmanın hazırlanması yanında onun uygulanmasını takip etmek ve uygulama sonrasında verimini test edebilmektir.

Bu tesbitin yapılabilmesi için bir çok test yapılmakta ve bunların sonuçları de değerlendirilmeye çalışılmaktadır:

Bu çerçevede sene başında çocuklara dönem başlarında ‘SEN OLSAN’ adlı değer eğitimi anketi yapılmaktadır. Bu anketlerde uygulanacak kavramlarla ilgili sorular sorulmakta, aynı anketler dönem sonunda aynı mantıkla ama farklı sorularla tekrar edilmektedir. Bu sayede çocuğun üzerinde verilen eğitimin etkisi ölçülmeye çalışılmaktadır.

Bunun dışında velilerden seçilmiş bir gruba da ‘DAVRANIŞ GELİŞİMİ’ aile anketi uygulanmaktadır. Dönem başı ve sonunda yapılan bu anketlerle çocuklarda uygulanan eğitimin veli gözüyle nasıl göründüğünün tesbit edilmesi amaçlanmaktadır

Rehberlik biriminin yaptığı diğer bir çalışma da öğrenciler ve ailelerle gerçekleştirilen MEMNUNİYET ANKETLERİDİR

Tüm bu anketlerin sonuçları SPSS adlı ‘sosyal bilimler için istatistiksel analiz programı’ ile değerlendirilerek sonuçlar üzerinde istatistiki veriler elde edilmeye gayret gösterilmektedir.

Rehberlik biriminin 2005 yılından bu yana düzenli yaptığı bir diğer çalışma da kuruma devam eden çocukların velileri ile yüzyüze görüşmelerdir. Yıl boyunca randevu usulu ile yapılmaya çalışılan bu görüşmelerde yaklaşık 4/5 oranında bir görüşme gerçekleştirilmektedir. Bu sayede aileler daha yakından tanınabilmekte, velilerle bir yandan eğitimle ilgili yapılanlar müzakere edilirken, diğer yandan çocuklarda veya ailelerde tesbit edilen küçük sorunlar üzerinde pedagojik bir bakış açısıyla ilgilenme imkanı bulunmaktadır. Sınırla sayıda da olsa ortaya çıkan sorunlar için ailelerin de daha profesyonel bir yardım alması için tavsiyelerde bulunulmaktadır.

Ailelere yönelik yapılan çalışmalardan bir diğeri de yaklaşık ayda bir periyotta yapılmakta olan Aile Eğitimi Seminerleridir. Kurumun en alt katındaki salonda veya salonu olmayan şubelerde en yakındaki ilköğretim okulunun salonunda yapılan seminerlerde genelde çocuklarla işlenen konu ve kavramlara uygun konu başlıkları seçilmekte, bazen de genel çocuk sağlığı, çocukların gelişim evreleri, anne baba tutumları gibi konularda da uzman kişilerle aileler buluşturulmaktadır.

BÜLTENLER VE YAYINLAR

Bir diğer hizmet de ailelere yönelik olarak hazırlanan maksimum iki sayfalık AİLE BÜLTENLERİDİR. Bu bültenlerde bu güne kadar aşağıdaki konular işlenmiş, bu sayede bir nebze de olsa ailelerin çocuk eğitimi konusunda özet bilgi almalarını sağlayabilme hedefi güdülmüştür.

1/   ERGENLİK

2/   BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞI

3/   ANNE BABA TUTUMLARI

4/   ÇOCUKTA ÖLÜM ALGISI

5/   DİKKAT DAĞINIKLIĞI

6/   ÇOCUKTA ZİHİNSEL GELİŞİM

7/   ALT ISLATMA

8/   ÇOCUĞUN SOSYAL GELİŞİMİNDE OKUL-ÖĞRETMEN-ARKADAŞ FAKTÖRÜ

9/   ÇOCUKTA ÖĞRENME BOZUKLUĞU

10/ TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞI

11/ ÇOCUKTA ÖZGÜVEN

12/ ÇOCUK VE TELEVİZYON

13/ KARDEŞ KISKANÇLIĞI

14/ KARNE HEYECANI

15/ ÇOCUKTA SALDIRGANLIK

16/ ÇOCUKLARDA YALAN

17/ AİLE İÇİNDE ETKİLİ İLETİŞİM

18/ ETKİLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ

19/ ÇOCUK EĞİTİMİNDE DİSİPLİN   ANLAYIŞI

20/ ÇOCUKLARDA DEPRESYON

21/ SINAV KAYGISI NASIL AŞILIR

22/ ÇOCUKLARIMIZIN KORKULARINI TANIYALIM

23/ ÇOCUKLARDA TİKLER

24/ UTANGAÇ ÇOCUKLAR

25/ TÜKETEN GENÇLİK

26/ ÇOCUKLARDA YARDIMLAŞMA VE PAYLAŞIM

27/ ENGELLERİ AŞMAK

28/ EN YAKIN TEHLİKE…SİGARA

29/ AİLEDE HOŞGÖRÜ

30/ ÇOCUKLARDA UYKU BOZUKLUĞU

31/ ÇOKLU ZEKA NE DEMEKTİR

32/ ÇOCUKLARDA DERS ÇALIŞMA TAVRI

33/ ÇOCUKLARDA SOSYAL FOBİ

34/ AİLEDE SINAV STRESİ

35/ ÇOCUKLARDA ÖZGÜVEN GELİŞİMİ

36/ SINAV KAYGISI VE EBEVEYN TUTUMLARI

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinin özel çalışmalarından bir tanesi de yayınlanmakta olan Çocuk Ürünleri dergisidir. HAYAL TRENİ adlı bu dergi iki ayda bir hazırlanmakta ve dergi içinde yer alan bütün yazılar bizzat çocuklar tarafından yazılmaktadır. Edebiyet Basım Yayın Kulübü rehber öğretmeni Şair – Yazar Ahmet Mercan’ın yönlendirmesi ile çocuklar şiir, hikaye, deneme, röportaj, çizgi tarzındaki ürünlerini hazırlamaktalar. Hayal treni bugüne kadar 45 sayı yayınlandı. Bu sayıların bazıları özel sayı olarak düzenlendi. Mesela Van depremi sonrası bir sayı sadece öğrencilerin Van’daki yaşıtları için kaleme aldıkları yazılardan oluştu. Bu sayı rutinin dışında bir sayıda basılarak çocuklardan oluşan bir heyet eşliğinde Van’da seçilmiş üç köyde öğrencilere dağıtıldı. Bu sayı sonrasındaki bir sayı da Van’daki çocukların hissiyatlarını anlatan mektupların derlenmesi ile hazırlandı.

Bilgi Merkezi ve Bilgi evlerinde bir diğer farklı çalışma da SEYİRCİ KALAMAYIZ başlığı altında organize edilen, Türkiye ve Dünyadaki tabii afetler ve felaketler karşısında öğrencilerin duyarlılıklarını arttırmayı hedefleyen bir faaliyet. Somali’deki açlık, Pakistan’daki felaket, Suriye’deki savaş sonrası Türkiye’deki çocukların eğitim sorunu, Van depremi gibi olaylar sonrasında öğrenciler İlçe bazında çeşitli mahallelerde dolaşarak insanların duyarlılıklarını harekete geçirdiler. Yardım kampanyalarını tanıttılar.

HAYAL TRENİ dergisi de tüm bu olayları sayfalarında işledi ve ihtiyaç olduğu müddetçe işlemeyi hedeflemekte..

MESLEK İÇİ EĞİTİM ÇALIŞMALARI

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinin kurulduğu günden bu yana uygulamakta olduğu bir diğer çalışma da öğretmenlere yönelik yapılmakta olan Genel Bilgilendirme ve Meslek içi eğitim çalışmasıdır.

Yaklaşık 45 kişinin çalıştığı Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinin eğitim kadrosunun ortak bir düşünce ve yaklaşıma sahip olabilmesi için üç tip eğitim faaliyeti yapılmaktadır

Genel Seminerler dediğimiz ilk türde yaklaşık ayda bir, seçilen konuda uzman bir kişi tarafından daha çok mesleki bazda teknik bilgilerin verildiği seminerler düzenlenmekte

İkinci türe Yuvarlak Masa Toplantıları ismi verilmekte. Bu toplantı türünde daha çok fikri bazda, öğretmenlerin de fikirleri alınarak düzenlenen bir okuma listesi çerçevesinde yine ayda birlik bir periyotta toplantılar yapılıyor. Öğretmenler bu kitapları okuyorlar ve ayın sonunda okunan bu kitaplar üzerinde moderatör eşliğinde fikir alış verişi yapılıyor, bazen de kitabın yazarı davet edilerek bu müzakereler onunla birlikte gerçekleştiriliyor..

Üçüncü toplantı türü ise her hafta sonu yapılmakta olan Haftalık Kavram Toplantıları. Bu toplantılarda bir hafta sonra işlenecek olan konular ile ilgili genel bilgiler verilmekte, ayrıca öğretmenlere Rehberlik birimi tarafından hazırlanan eğitimde kullanabilecekleri materyeller teslim edilerek bunların üzerinde görüşmeler yapılmaktadır.

Bilgi Merkezinde yapılan faaliyetler sürekli güncellenen bir Web Sitesi ile izleyicilere ve velilere duyurulmaktadır. Yine her birim için açılan facebook ve twitter hesapları üzerinden öğrenciler ve öğretmenler, gerek aktiviteleri, gerekse de düşünceleri ve yorumlarını yoğun olarak paylaşmaktalar.

YAZ PROGRAMLARI VE DİĞER AKTİVİTELER

Bilgi Merkezi ve Bilgi Evlerinde bütün bunlara ilave olarak yaz aylarında daha eğlenceli bir program takipe edilmekte. Kısmen ders tekrarlarını önemseyen Genel Kültür derslerinin yanısıra kültür, sanat ve spor aktiviteleri yaz aylarında daha çok ön plana çıkmakta.

Çalışmalarımızda değer aktarımı konusunu her daim önemsediğimizden dolayı Yaz Programları için de genelde 10 adet kavram belirlemiş bulunuyoruz. Bilge Merkezi ve Bilgi evlerimizde DÜŞÜNMEK, İNANMAK, SORUMLULUK, AHLAK, ADALET, DOĞRULUK, ŞÜKÜR, SABIR, YARDIMSEVERLİK SEVGİ-SAYGI adlı kavramları eğitimin merkezine yerleştirdik ve faaliyetleri bu kavramlar etrafında yönlendirmekteyiz.

Ayrıca 60 metrekarelik özel havuz kurularak programa kaydolan gençleri yüzme hocaları eşliğinde yüzme dersi verilmekte.

Kış aylarında belirtilen programlar dışında, şiir, edebiyat yarışmaları, çeşitli konularda bilgi yarışmaları, senede bir kere ilçe çapında bir sportif faaliyetin organizasyonu gibi aktiviteler de gerçekleştirilmektedir.

Bilgi merkezi ve Bilgi evlerinde yıl sonlarınıa büyük müsamereler yapılmakta buralarda çocuklar hünerlerini sergilemektedir. Ayrıca yıl içinde belli kulüpler ürünlerini kurum içi veya kurum dışında veliler ve halk ile paylaşmaktadır.

ÇALIŞMANIN YAYGINLAŞTIRIMASI

Bayrampaşa’da yapılmakta olan bu faaliyeti 2007 yılında EBSAD ( Eğitim Bilimleri ve Sosyal Araştırmalar Derneği) ile birlikte farklı bölgelere de taşıma imkanı elde edildi. İlk olarak Adıyaman ilinde iki noktada bu çalışma uygulanmaya başlandı.Adıyaman Belediyesi’nin de katkılarıyla, şehir içinde en uygun alnlar tesbit edildi ve mekanlar oluşturldu. Daha sonra eğitim ekibinin tesbitine başlandı. İlk etapta seçilen idareci ve öğretmenler İstanbul’da kısa süreli bir eğitime tabi tutuldu. Sonrasında belirli zamanda İstanbul’dan bu ile yapılan ziyaretlerle eğitimin uygulamasına nezaret edildi.

EBSAD bünyesinde bu çalışmayla ilgilenen kişilerin de yoğun gayreti ile bir eğitim faaliyeti adeta franchising yöntemi ile başka bir ilde sorunsuz uygulandı. Adıyaman’daki çalışmada Belediye belli alt yapı giderlerini sağlarken, mekan, iç donanım, personel ve genel giderler dernek tarafından karşılandı. Bu yapı eğitimde özel bir çalışma modeli olarak faaliyetini sürdürüyor ve başka alanlara da yayılıyor.

İkinci etapta Aydın ilinde yine EBSAD ile birlikte İlim Yayma Cemiyetine tahsis edilen bir Vakıf külliyesinde aynı çalışma başlatıldı. Adıyaman’daki yöntem aynen uygulandı ve şu an Adıyaman’da 800, Aydın’da da 450 civarında öğrenci bu çalışmadan tıpki Bayrampaşa’daki gibi istifade ediyor.

İstanbul ili içinde Esenler semtinde de 2009 yılında yine EBSAD aracılığı ile iki noktada ve yaklaşık 900 öğrenciye aynı eğitim çalışması uygulanmakta. Esenlerde’de mekan Belediye tarafından sağlandı. Burada da iç donanım yine dernek tarafından temin edildi.

EBSAD kurumlarında Hayal Treni ile aynı tarzda çıkarılan öğrenci bültenine YILDIZLI NEHİR adı verildi

Öğretmen Seminerleri ve Aile seminerleri için her üç ile yönelik oluşturulan konuşmacı havuzundan ortak konularda seminerler koordine edilmekte, belli aralıklarda yöneticilerin ve idari personelin karşılıklı ziyaretlerinde eğitimdeki iyi uygulamalar paylaşılmaktadır.

Son iki yılda seçilen bir eğitim koordinatörü tarafından üç ildeki eğitimin birbiriyle uyumunun sağlanması için düzenli ziyaretler yapılmakta. Bu arkadaşımızı ayı üçe bölerek her bir bölümünü bir şehirde geçirmektedir.

SONUÇ OLARAK

Örgün eğitime destek mahiyetinde tasarlanan Bilgi Evi ve Bilgi Merkezi faaliyeti ilköğretim çağındaki çocuklarımız için çok önemli kazanımlar sağlayan yararlı bir faaliyet olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın daha verimli olabilmesi için bizim uygulamalarımızdaki en önemli ana noktaları şu şekilde ifade edebiliriz.

Öncelikle bu çalışma belli bir müfredat dahilinde ve bütüncül bir bakış açısıyla yürütülmelidir.

Buraya devam eden çocukların velilerin velileri kuruma bir bedel ödemedikleri için faaliyetin devamı ve verimliliğnin sağlamak için disiplinli bir yoklama sistemi uygulanmalı, ay içinde belli bir devamlılık göstermeyen çocukların velileri önce uyarılmalı devamı durumunda kurumdan hizmet alımına son verilmelidir

Veliler çocukları için yapılmakta olan bu faaliyetle ilgili maksimum düzeyde bilgilendirilemeli ve onları da eğitim içine çekebilecek düzenli faaliyet ve iletişim imkanları canlı tutulmalıdır.

Çocukların devam ettikleri okulların idarecileri ve öğretmenleri ile yoğun bir iletişim içinde olunmalı ve çocuklar okulda yaptıkları faaliyetler ile kurumda gördükleri eğitim arasında kopukluklara meydan verilmemelidir.

Çocukların yapmakta oldukları kültürel ve sportif çalışmaların, aldıkları seminerlerin imkan nisbetindeki bazı bölümlerini çevre okulların imkanları da kullanılarak organize edilmesi sağlanmalıdır. Bu sayede kurumlar arasında gecişkenlik belli bir vasatı sağlayacak Milli Eğitimde hedef olarak düşünülen okullar hayat olsun projesine de bu sayede katkı sağlanacaktır

Çocuklarımızın, daha çok okuyan, düşünmeyi ve öğrenmeyi öğrenen, çevrelerine duyarlı, kendi ayakları üzerinde durabilen, iyi okuyan, okuduğunu anlayabilen, fikirlerini düzgün ifade eden, kendi iyi yönlerinin farkına varıp onları geliştirme yoluna giren fertler olarak yetişmesi Bilgi Merkezi ve Bilgi evlerimizin en önemli öncelikleri arasındadır.

Tabii çocuklarımızın kimlikli, kişilikli, sahip oldukları tarihi mirasın ve ait oldukları medeniyetin değerlerinin farkına varan bireyler olarak yetişmesinin, bu çalışmanın ana hedefleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirtmenin de önemli olduğunu düşünmekteyiz.

Bu çalışmanın ana fikri olarak, gelişmiş ve dengeli bir toplum oluşturabilmek için çocuklarımızın zihnen, bedene ve ruhen gelişmelerinin önemli olduğu düşüncesi idareci, aile ve öğretmenler için temel bir hedef olarak daima canlı tutulmalıdır.

Son cümle olarak, Bilgi Merkezi ve Bilgi evleri çalışmasının daha verimli olabilmesi için bu çalışmanın devamında lise çağlarında da çocukların benzer bir mantıkla ve çalışma düzeninde kurgulanmış GENÇLİK MERKEZLERİNE devam edebilmesinin çok yararlı olacağını düşünmekteyiz. Bu tarz bir zincir faaliyetinin yeni yetişen nesillerin daha donanımlı bir hale gelebilmesi yolunda önemli bir işlevi olacağına inanıyoruz.

Dünya Bülteni, 29.01.2015

SULTANAHMET’ TEN PARİS’E

Gün geçmiyor ki ülkemizden veya dünyanın herhangi bir köşesinden, içimizi burkan, yüreğimizi daraltan, yahu bunu yapanlar insan olamaz dedirten olaylar vuku bulmasın.

Daha geçen gün üzerine belli ki kamuflaj için uzun ve kapşonlu bir üstlük giymiş  bir kız,  Yerebatan Sarayı’nın karşısındaki polis kulübesine giriyor ve üzerindeki bombanın pimini çekiyor.

Okumaya devam et SULTANAHMET’ TEN PARİS’E

RAMAZAN HOŞ GELDİ AMA ACABA BİZDEN RAZI OLARAK GİDECEK Mİ?

Ramazan ayı Müslümanlar için yılın en önemli zaman dilimlerinden birisidir. Bir ay boyunca tutulan oruç bu aya ait özel bir ibadettir. Yatsı namazı sonrasında kılınan teravih namazı yine Ramazan’a has bir sünnet namazdır.

Ramazan ile adeta özdeşleşen ibadetlerden biri de Hz.Peygamber (a.s) Efendimiz ile Cebrail (a.s)’ın her yıl yaptıkları karşılıklı Kur’an tilavetinden mülhem Mukabele okumalarıdır. İslam Dünyasının hemen her köşesinde yüzyıllardır Müslümanlar Ramazan aylarında mukabele okumakta ve Kur’an-ı Kerim’i hatim etmektedirler. Bu hatim olayının sadece Kur’an’ı yüzünden okumaktan öte, manasını da anlayarak tekrar edilmesi Müslümanların esas kaynakları ile muhatap olmaları açısından çok önemli bir faaliyettir. Okumaya devam et RAMAZAN HOŞ GELDİ AMA ACABA BİZDEN RAZI OLARAK GİDECEK Mİ?

BU DÜNYADAN BİR MUZAFFER AĞABEY GEÇTİ

Çocukluk arkadaşlarımdan Rafet telefondaydı. Birbirimizin hatırını sorduktan sonra ‘Muzaffer Ağabey vefat etti, cenazesi yarın ikindi namazında Şenlikköy Camii’nden kaldırılacak, bilgin olsun’ dedi. ‘İnna lillah ve inna ileyhi raciun’.

Telefonu kapattım, o an ciddi bir üzüntü duymuştum. Yıllardır görmemiş olmama rağmen bu vefat haberinin beni derinden etkilediğini farkettim. Bu görüşme ve haberle birlikte zihnimde çok eskilere doğru bir yolculuk başladı. Okumaya devam et BU DÜNYADAN BİR MUZAFFER AĞABEY GEÇTİ

Tarihi süreçte şehir, ekonomi, insan ve mekan ilişkileri

Bu şehir dediğimiz yaşayan organizma, değişime ve dönüşüme uğradı. Gerek piyasa gerekse de mekansal değişim bu insanların işlerinde ciddi sarsıntılar oluşturdu. Bu insanların her anlamda yerleri ve yurtları değişti. Zamanla oturdukları mahalleler ve ilçeler de değişti. Hanlardan, fabrikalara, sitelere ve plazalara gitmeye başladılar.

Osmanlı Devleti döneminde payitaht olan ve Cumhuriyet’le birlikte resmi başkent olmasa da bir nevi ekonomik ve kültürel başkent vasıflarını sürdürmeye devam eden İstanbul, bu dönemlerde başlıca 4 bölümden oluşmaktaydı.

Birincisi , Nefs-i İstanbul diye adlandırılan eski İstanbul, sur içi, bugün Fatih ve Eminönü bölgelerini içine alan kısım…

İkincisi, Galata veya Pera dediğimiz Haliç’in Taksim tarafı; üçüncüsü  Boğazın öte tarafı, yani Üsküdar. Diğer bir bölge de Eyüp ve Haslar kazası

Şehir geliştikçe bu bölgeler de çevrelerini genişlettiler, etraflarında yeni yerleşim bölgeleri ve iş alanları oluşmaya başladı.

Nefs-i İstanbul’un Eminönü bölgesi, Boğaz ve Haliç gibi iç su yollarının kesişim noktasında bulunmasının da verdiği avantjla çok uzun bir süre toptan ticaretin, hizmet sektörünün ve İstanbul’un çevre yerleşim yerleri ile ilişkisinin adeta merkezi olma fonksiyonunu ifa ediyordu. Neredeyse her sektörün burada bir piyasası vardı. Trakya ve Rumeli tren ağı buraya bağlanıyor, deniz yoluyla gelen mallar buraya iniyor veya buradan sevk ediliyordu. Ayrıca Boğazın ve Haliç’in iki yanındaki insanların karşılıkla olarak taşınması konusunda da Eminönü önemli bir merkez olma işlevi görüyordu

Eminönü’nde bir çok ürünün özel iskelesi vardı. Ayrıca haftanın muhtelif günleri buradan İstanbul boğazının öte yakasındaki ve Haliç kıyısındaki semtlerine deniz yoluyla mal taşıma seferleri düzenlenirdi. Eminönü bölgesi toptancı esnafı bu günlere yönelik olarak kendilerini hazırlardı. O günlerde ilgil bölgenin tüccarları gelir, ihtiyaçlarını temin eder ve iskelede bekleyen mavnalara yüklenen mallarını alıp giderlerdi.

Ayrıca meyve, sebze ve bostan hali de uzunca bir süre Eminönü ile Unkapanı arasındaki bölgede hizmet görmüştü.

Özellikle 1940’lı yıllardan sonra, Prost planının da tesiriyle, Haliç’in Avrupa yakasında, Unkapanı köprüsünün Cibali sonrasına bir bölüm sanayi taşınmaya başladı. Geçen yıllar içinde sur dışı bölgelere (öncelikle Sağmalcılar, Topçular, Sefaköy), karşı yakada da Kartal, Pendik ve Tuzla bölgelerine sanayinin ve bazı toptancıların gittiğini görüyoruz.

1980 İhtilali sonrasında İstanbul’un Nefs-i İstanbul’daki bu merkezi , askeri yönetim iradesinin de verdiği destekle çevreye doğru taşınmaya başladı.

İlk etapta İkitelli civarında sanayi sitelerinin oluşturulması ile 30’un üzerinde sektör için yerleşim yerleri planlandı ve çalışmalar başladı. Kooperatifler kurulması teşvik edildi, arsalar tahsis edildi ve ihaleler sonrası inşaatlara girişildi. 1980’lerin ortalarında başlayan bu hareket 1990’lı yıllarda bu bölgelerde iş yerlerinin inşaatlarının bitmesi ile kuvveden fiile geçme sürecine girdi.

Meyve ve sebze hali eski adı ile Sağmalcılar yeni adıyla Bayrampaşa’ya, bostan hali Zeytinburnu civarına, kuru gıda ticareti de Rami bölgesine doğru gitmeye başladı.

Anadolu yönünde de Tuzla ve Gebze bölgelerine doğru ciddi bir yayılma göze çarpıyordu.

Şehrin merkezinin boşaltılması çalışması sırasında sektörlerin taşınma süreci çok sancılı olayları da beraberinde getirdi. Firmaların yıllarca edindikleri piyasa yerleri dağıldı, gıda sektöründe olduğu gibi çift taşınma (önce Rami’ye sonra da Mega Center’a) bir çok firmanın kapanmaya kadar giden serüvenini hızlandırdı.

Bazı sektörler ise bu taşınma sürecine kısmen muhalefet etti. Kendileri için yapılan bölgelere gitmekte kısmen yavaş davrandılar, başka alanlara yöneldiler veya yerlerini terk etmediler. Özellikle tekstil sektörü bu süreci çok somut olarak yaşadı. Onlar için inşa edilen Tekstilkent ve Giyimkent gibi iş alanları bugün bile istenen bir doluluğu sağlayamadı. Onun yerine Zeytinburnu, Merter ve Fatih’de ihtisas alanlarına göre tekstil piyasaları oluştu.

1980 Sonrası Türkiye Ekonomisi’nin genel anlamıyla dışa açılması ve dünya piyasaları ile daha fazla entegre olmasının, içerideki ticari ve sınai faaliyeti ciddi bir şekilde etkilediğini gözlemlemekteyiz. Bu açılım yeni zenginlikleri beraberinde getirdi.

İş adamlarımızı ve özellikle küçük çaplı işletmelerimiz iş öğrendi, organizasyon kaabiliyetlerini geliştirdi, kaliteli mal üretme mecburiyeti arttı. “İnovasyon” diye bir kavramın öneminin farkına varıldı, kurumsallaşma ihtiyacı belirgin hale geldi, profesyonelleşme olmazsa olmaz bir hal aldı.

Büyük sermayenin dışa açılımı, onların tedarikçilerini de etkiledi. Bu sürece ayak uydurabilenler ayakta kaldı, uyduramayanlar piyasadan çekilmeye başladı.

Gayri Safi Milli Hasıla olarak da ifade edilen Milli Gelirin artışı, talebi de arttırdı. Talep üretimi, üretimin artışı üretilen malların pazarlama ihtiyacının artmasını, tüketimin teşvik edilmesini derken bu zincirleme olay ekonomiyi sürekli büyütmeye devam etti. Talebin karşılanacağı mekanlar yani perakende alış verişin yapıldığı alanlar da yurt dışına açılımın verdiği bilgi ve görgü ile farklılaşmaya başladı.

Dükkanlar marketlere ve büyük alışveriş merkezlerine doğru evrilme sürecine girmişti ve bu süreç gittikçe hızlanıyordu.

Bu arada eski toptancılığın da şekli değişiyordu. Zayıf toptancılar bu sürece direnmekte zorlanıyorlardı.

Ayrıca üretim artışı küçük imalatçıları gittikçe zorlar oldu. Her alanda büyüme bu sürece ayak uyduramayan daha çok küçük ve orta boy işletmeleri sıkıntıya soktu.

Türkiye’nin dışa açılım hamlesine ayak uyduran KOBİ’ler bu kanaldan yol alarak işlerini geliştirebildiler ve kendileri için yurt dışında yeni alanlar buldular. Bazıları yurt dışında yatırımlara bile giriştiler. Fakat bu gelişim ve dönüşüm her kesim için maalesef aynı oranda başarılı olmadı.

1990’lı yıllar yüksek enflasyon ve yüksek faizli dönem finans imkanları güçlü kesimlerin daha da güçlenmesine sebep oldu. Tam dönüşüm sürecine yakalanan KOBİ’lerden bu süreci atlatamayanlar kazançlarının büyük bölümünü ya ham madde tedariki sırasında zamlara, ya sermaye bulabilmek için yüksek faiz alan banka ve finans kurumu gibi yerlere veya yüksek kira olarak mülk sahiplerine ödediler.

2000’li yıllar Türk ekonomisi için yeni bir dönüşüm sürecini beraberinde getirdi. Yeni ekonomik yapı, küresel sermayenin yurt içine girmesi için çok daha uygun bir ortam oluşturuyordu. Faizlerin ve enflasyonun düşme trendine girmesi bir açıdan iyi bir ortam oluşturken, para politikalarını gereği olarak ithalatın rahatça yapılabilir olması yurt içindeki bir çok imalat biriminin zayıflamasını ve sonra da kapanmasını beraberinde getirdi.

Bu süreçte Türkiye’nin ara malı ithalatının genel ithalatının %60’ları civarında seyretmesi bu malları üreten KOBİ tarzı küçük sanayinin ortadan kalkmasına yol açtı. Bu süreci iyi okuyabilenler ithalat yaparak kendilerini kurtarabildiler fakat bu dönüşümü yapamayanlar ya küçüldüler veya ezildiler

Bu arada imalat ve satış hacimlerinin büyümesi, büyük imalatçıların kendi dağıtım ağlarını ve zamanla da satış merkezlerini kendilerinin kurmaları gerçeğini de beraberinde getirdi. Dolayısıyla toptan, yarı toptan ve perakende piyasaları bu gelişmeden ciddi şekilde etkilendiler.

Merkezi hükümetin söylem olarak ciddi bir gayret gösterdiğini ifade etse de bu dönüşümde KOBİ’lere gerekli desteği sağlayamadığını üzülerek müşahade ediyoruz. Veya başka bir ifade ile sağladığını zannettiği desteğin, gelişmeler karşısında yetersiz kaldığını görüyoruz..

Eski KOBİ ailelerinin çocuklarının büyük bölümü babalarının işlerini devam ettiremez hale geldiler. Devam etmeye çalışanların önemli kısmı da başaramadı. Bu kesimlerin büyük bölümü beyaz yakalı diye tarif edeceğimiz sınıfı oluşturmaya başladılar. Çünkü gelişen ekonomik yapı çok sayıda yetişmiş yönetici zümreye ihtiyaç duymaktaydı.

Tabii bu arada ülkede kırsal alandan şehirlere doğru ciddi bir insan akını olmakta, şehirlerde imalatın yanında gittikçe artan bir hizmet sektörü devreye girmekteydi.

1990’larda sanayi kısmen üzerinde durulan bir alan iken 2000’li yıllarda hizmet sektörü ülke için daha tercih edilir bir dal olmaya başladı.

2000’li yıllarla birlikte, 1980’lerde başlayan özellikle İstanbul’un merkezinin çevreye taşınması çalışması hedefi bir çok alanda şekil değiştirdi, bazılarında başarılı oldu bazı alanlarda ise yetersiz kaldı.

Önemli bir örnek olarak İkitelli projesi ilk kurgulandığı zamandaki hedeflerine yeteri kadar ulaşamadı. İnşaatlar çok uzun sürdü, iskan meseleleri tam anlamıyla çözülemedi, bazı sektörlerde iş yeri büyüklüklerinin zamanla yeterli olamadığı görüldü. Ayrıca bu entegre projede, yeni oluşturulan sanayi sitelerinin etraflarındaki yerleşim alanlarının gerek hızı, gerekse de buralara insanların taşınması için gerekli alt yapı, yol, metro gibi hizmetler aynı hızla hizmete giremedi. Bu da ilk etapta buralara taşınmayı menfi manada etkiledi. Aynı zamanda bu yetersizlikler ciddi bir trafik keşmekeşini de beraberinde getirdi.

Bir diğer gelişme de İlçe sınırları içinde çok fazla (Alış Veriş Merkezi) AVM’nin yapılması olarak ortaya çıktı. İlçe Belediyelerinin AVM ‘lerin kontrolsuz biçimde kendi bölgelerinde yapılmasına izin vermeleri o bölgelerdeki esnaf ve küçük tüccarları zayıflattı ve yok etti. Bu da ayrı bir problem olarak önümüze geldi. 2000’li yılların ortalarından itibaren mevzusu edilen Perakendecilik Yasasının hala çıkarılamaması hükümet açısından önemli bir eksi puan olarak ortada durmaktadır. Artık bu kanunun çıkmasının fazla da bir yararı bulunmamakta, muhtemelen böyle bir kanunun çıkması bundan böyle yine küçüklerin daha fazla hırpalanmasına sebep olacaktır.

Küçük imalat birimleri, küçük toptancılar, esnaf yapıları dağıldıkça bunların kendi aralarında yüzyıllardır kurmuş oldukları mesleki dayanışma, komşuluk ilişkileri, esnaf dayanışmaları da bu gelişime ayak uyduramadı. Bu kesimler değişim karşısında yalnızlık duymaya başladılar.

1990’lı yıllarla beraber mesleki dernek ve vakıfların daha fazla ortaya çıktığını görüyoruz. Bu kesimler kendilerin bu tür kurumlar içinde ifade etmeye başladılar. Mesleki Dayanışma bu kurumlar çerçevesinde oluşmaya başladı. Tabii Ticaret ve Sanayi Odaları ve Borsalar da kısmen bu sıkıntıların ifade edildiği ve çözüm arandığı yerler olarak bu kesimler tarafından değerlendirilmeye çalışıldılar.

KOBİ’lerin bu gayretleri ne kadar başarılı oldu? Bu hususun geniş bir araştırma neticesi ortaya konulmasının gerekli olduğunu düşünmekteyim. Kısmen ithalata dayalı, kısmen gerek kamu gerekse de yerel yönetimlerin hizmetlerine yönelik işlerle büyüyen ve işlerini devam ettiren birçok kesimin bu durumunun reel bir ticari ve üretim ortamı olarak görünüp görünmemesi üzerinde hassasiyetle durulması kanaatini taşımaktayım.

Son yıllarda merkezi hükümetin teşviki, Finans kesiminin yoğun olarak devreye girmesi ile gerek inşaa süreci, gerekse de rahat borçlanabilen insanların satın alımları neticesi, inşaat sektörünü ülkenin ekonomik büyümesinde ciddi bir motor güç haline getirildiğini görmekteyiz.. Ayrıca kredi kartı ve tüketici kredilerinin verdiği açılım, rahat ve korkusuzca borçlanan ve geleceğini tehlikeye sokan büyük bir kitleyi ortaya çıkardı. Ülkenin GSMH’sı 850 milyar dolarlara çıkmakla birlikte hanelerin finans kesimine borcu da 350 milyar TL civarına yükseldi.

Bu dengelerin hassas bir şekilde yeniden ele alınması icap ediyor. Buralarda bölge bölge, sektör sektör, gelir grubu seviyelerini de nazarı dikkate alarak yeniden planlamaların yapılası gerekiyor kanaatini taşımaktayım.

Bu çerçevede mekansel değişikliklerin insanlarda oluşturduğu yalnızlaşma, destekten yoksun kalma psikolojilerinin de üzerinde özellikle durulması gerekiyor. Mekansal değişim, ekonomideki yapısal farklılaşma sektörlerde mesleki eğitimi de ciddi şekilde etkilemekte

Eskiden var olan usta çırak ilişkileri yapısal değişim ile yerini farklı yapılara bırakmak zorundakaldılar. Bu yapılar bir dönem Meslek liseleri ve Meslek Yüksek okulları çerçevesinde halledilmeye çalışılmaktaydı. Fakat özellikle 28 Şubat kararları diye şöhret bulan kısmi müdahale sürecinde İmam hatiplerin önünün kesilmesi için alınan tedbirler ülkemizde mesleki eğitime de büyük bir darbe vurmuştu. Son dönemlerdeki gelişmeler bu sıkıntıyı kısmen ortadan kaldırmakla birlikte yine de dengeler tam manasıyla yerine oturmuş görünmemekte.

Mesleki Eğitim, Hayat boyu eğitim gibi konuların verimlerinin artması, ülkenin yüksek öğreniminin de (bu problemleri göz önüne alarak) yeniden ele alınmasının da yararlı olacağını düşünmekteyim.

KOBİ’lerin gelişmesi için de onların birleşebilmelerine imkan verecek mevzuat üzerinde titizlikle durulması, düşük maliyetli finansmana ulaşabilmeleri için özel çalışmalar yapılması, finansal sistemde faiz dışında yeni yollar bulunmasını sağlayacak gelişmelerin önünün açılması gerekiyor.

Ayrıca yıllardır süregelmekte olan dolaylı vergiler, direk vergiler adaletsizliğinin giderilmesinin hayati öneme sahip olduğunu düşünmekteyim. Ülkede tüm insanlar dolaylı vergilerle vergi gelirlerinin % 70’ini karşılamaktalar. Bu büyük bir adaletsizlik. Ülkede herkes kazandğı kadar vergi ödemeli, insanlar kazanmadan dolaylı vergilerle fakirleştirilmemelidir.

Asrın başında özellikle dikkatimizi daha çok yoğunlaştırdığımız İstanbul’da imalatıyla, dağıtımıyla, ticaretiyle ve bunları gerçekleştiren insanların oluşturduğu organizasyonlar ile birlikte bir hayat yaşanmaktaydı. Bu insanlar   öncelikle hanlarda ve çarşılarda imalat ve ticaret yapmaktaydı. Oturdukları mekanlar da en küçük birliktelik olan mahalle dediğimiz bir birimden başlayarak şehir halini almaktaydı.

Bu şehir dediğimiz yaşayan organizma, değişime ve dönüşüme uğradı. Gerek piyasa gerekse de mekansal değişim bu insanların işlerinde ciddi sarsıntılar oluşturdu. Bu insanların her anlamda yerleri ve yurtları değişti. Zamanla oturdukları mahalleler ve ilçeler de değişti. Hanlardan, fabrikalara, sitelere ve plazalara gitmeye başladılar. Gittikleri yeni mekanlara daha önce aralarında var olan insani ilişkilerinin büyük bölümünü götüremediler. İşleri gelişirken de daralırken de bir çokları yalnızlaştılar. Bu da birçoğunu bunalımlara kadar götürdü.

Hasılı ülkenin GSMH’sı büyüdü, fakat insanların borçları da büyük ölçüde arttı. İnsanların işleri ve iş yerleri büyüdü fakat komşuları ile kopuşlar yaşadılar. İnsanlar eskiden daha küçük birimlerde çalışıp kazanıp rahat ve huzurlu yaşarlarken şimdi ellerinden büyük paralar geçmesine rağmen, her an bir endişe ve rahatsızlık içinde geleceklerinden emin olmadan hayatlarını sürdürüyorlar bu da onlara arzu ettikleri mutluluğu ve huzuru veremiyor.

Eskiden daha yavaş ama mutlu yaşarken şimdi sanki hizla giden bir vasıta içinde bir şeylere mi yetişmek yoksa birşeylerden mi kaçmak gibi tercihlerinin hangisini seçtiğini bilemeden yaşar hale geldiler

Tarihi süreçte özellikle İstanbul çerçevesinde izlemeye çalıştığımız gelişme, büyüme ve değişimi bir de bu noktalardan bakarak değerlendirmeye çalışmanın yararlı olacağını düşünmekteyim…

Dünya Bülteni, 04.04.2014

2013 LONDRA KİTAP FUARINDA TÜRKİYE ODAK ÜLKEYDİ

Türkiye’de yayıncılık faaliyetleri son yıllarda önemli bir gelişme gösteriyor. Yayıncılarımız hazırladıkları kitapları yurt içinde olabildiğince geniş bir alana dağıtmaya çalışırken bir yandan da yurt dışına kitap satabilmeye gayret ediyorlar. Bu hedefe yönelik olarak özellikle son 8 yılda yurt dışı fuarlara katılım her sene biraz daha fazla artış gösteriyor. Okumaya devam et 2013 LONDRA KİTAP FUARINDA TÜRKİYE ODAK ÜLKEYDİ

SALİH ŞEREF HOCA SALİH VE ALİM BİR ZAT İDİ

İstanbul merkez vaizlerinden merhum Salih Şeref Hoca, 01.07.1911 tarihinde Balıkesir’in Gönen ilçesi Çınarlı köyünde doğmuş. Gönen’de hafızlığını tamamladıktan sonra dinî ilimleri tahsil için İstanbul’a gelmiş.

O dönemlerde Fatih Camii başimamı olan merhum Ömer Aköz ve Fatih Müftüsü Yekta Sundu gibi hoca efendilerden Arapça ve dinî ilimler derslerini tahsil etmiş. Meşhur Gönenli Mehmet Efendi’den aşere takrib dersleri okuyarak kurra hafızlık icazetini başarıyla almıştır. Merhum Salih Şeref hocamız Kur’an-ı Kerim’i tüm farklı kıraat çeşitleriyle okuyabilme bilgi ve becerisine sahip bir kişiydi. Okumaya devam et SALİH ŞEREF HOCA SALİH VE ALİM BİR ZAT İDİ