Gönüllülük Ruhu ve Vakıf Çalışmaları

Boğaziçi Yöneticiler Vakfı (BYV), 1996 Yılında kurulan bir vakıf. Fakat temelleri 1970’li yılların ikinci dönemine kadar gidiyor. O dönemlerde henüz talebe olan bir gurup genç insan önce arkadaş ve dost oldular.  Bir davaları vardı, bir dertleri vardı. Bir araya geldiler. Çeşitli kitaplar okudular, büyüklerine danıştılar, toplantılar yaptılar, öğrendiklerini diğer arkadaşları ile paylaştılar ve bu şekilde kendilerini geliştirmeye çalıştılar.

Boğaziçi Üniversitesi ekseninde bir kurumsallaşmaya gitmeden önce başka yapılar da oluşturdular veya oluşmuş olan yapılar içinde de faaliyetler yaptılar. Dertleri, davaları özetle İla-yı kelimetullah idi. Bunun için öncelikle kendilerini geliştirmeye çalıştılar. Bu süreçte çevrelerindeki arkadaşlarını da bu halkanın içine dahil etmeye gayret ettiler.  Bu işin ancak nitelikli bir insan topluluğunun belli bir plan program dahilinde bir araya gelmesi ve dayanışma içinde olması ile mümkün olacağına inanıyorlardı

Tüm bunların sonucunda 1996 yılında BYV ortaya çıktı.

Bugün o ilk tohumu atan insanların bir bölümü bu bahçede ve iftar sofrasında bulunuyor. Bu insanların başlattığı bu çalışmayı önce benimseyen daha sonra da ona önemli katkıda bulunan binlerce insan da yine bu gün bu bahçede birlikteler. Aileleri ile, çoluk çocukları ile. Ne mutlu bizlere.

Bu mütevazi başlangıç büyüdü, gelişti ve daha genç kardeşlerimizin de yaptıkları önemli katkılarla bu günkü güzel noktalara geldi.  Allah istikametini daim etsin . Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

BYV web sitesinde Vakfın Gayesi şöyle tanımlanıyor

Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve mezunlarının öncülüğünde, mensuplarını
gönüllülük ve medeniyet bilinci temelinde buluşturarak; onların önderlik ve
yöneticilik yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunmaktır.

İlke ve Değerlerimiz

  • Gönüllülük, fedakârlık, diğergamlık ve dayanışma temelinde vakıf insanı olarak davranırız. İstişareyi önemseriz.
  • Gönüllü profesyonelliği benimseriz
  • Kucaklayıcı davranırız.
  • Liyakati önemseriz.
  • Vakıf yönetiminde yenilenme ve nesiller arası temsili önemseriz.
  • Uzun vadeli ve evrensel düşünürüz.
  • Mesleki, kişisel ve manevi gelişimi destekleriz.
  • Eleştiriye açığız.
  • Gönüllü kuruluşlarla işbirliğine açığız.
  • Topluma, tarihe ve doğaya karşı sorumlu ve duyarlı davranırız.
  • Vakfımızı, kişi ve grup çıkarlarının önünde tutarız.

Burada her satırı önemli olmakla birlikte ben bu yazıda iki kavrama daha fazla dikkat çekmek istiyorum;

Medeniyet Bilinci ve Gönüllülük ruhu.

Gençliğimizden beri önemsediğimiz husus hep bu oldu: Çalışmalarımız İslam medeniyeti başlığı altında bir yere oturmalı diye düşünüyorduk. Hala da aynı düşüncedeyiz. Her yaptığımız bu ana eksene göre bir mana ifade etmeli. Başlangıcından beri önemsediğimiz bu noktanın İnşallah bundan sonra aynı şekilde devam edeceğine inanıyorum

Medeniyet, umran, irfan, kültür gibi kavramlar birbirlerine benzeyen, çoğu kere birbirlerinin yerine kullanılan bazen de farklı şekilde telakki edilen kavramlar. Sadece kültür’ün 160’ın üzerinde tanımı var diye okumuştum. Bu kavramları detaylandırmak ve beraberce buradan ne anlamamız gerektiği üzerinde çokça çalışmak ve bazı temel noktalarda mutabakat sağlamak gerekiyor. Bu anlama ve anlamlandırma yolculuğu bitmeyen ve bitmeyecek bir yolculuk. Ama yolda olmak önemi bence

Bir davamız olmalı, bir derdimiz olmalı. Elhamdulillah ki o derdimiz var.

Ne diyor Rasim Özdenören ağabey:

Derdi olan okur, okudukça dert sahibi olunur

Bunu bizim duruma şöyle de uyarlayabiliriz: Derdi olan gönüllü faaliyetlerde okur, düşünür, müzakere eder çalışır didinir, bu çalışmaları yaptıkça  daha fazla dert sahibi olur.

Ama bunlar güzel dertler.. Hayatımızı anlamlandıran dertler

Diğer önemli kavram gönüllülük ruhu: Bu çalışmalara bazen STK  ( Sivil Toplum kuruluşu) da deniyor. Fakat ben bu gönüllülük lafını daha çok seviyorum. Burada bir menfaat beklemek yok. Burada maddi anlamda bir şeyler almak için bir çalışma yok. Çalışmanın özü bir şeyler verebilmek.

Önce gönlünü vermek, vaktini vermek, emeğini vermek, parasını vermek ama karşısında kendine bir şey istememek ve beklememek. Bu işin kıymetli yanı burası. Vakfın ilke ve değerleri bölümünde bahsedilen Gönüllü profesyonellik lafı da bu durumu anlatan önemli ve güzel bir söz..

Bu çalışmalar bir gelir elde etmek, bir statü elde etmek, siyasi ve sosyal bir pozisyon elde etmek için zinhar yapılmamalı. Bu birlikteliklerden ortaya çıkan bir bereket varsa da bunu yine herhangi başka kişilerin, grupların, organizasyonların bizim benimsemediğimiz hedefler için kullanmasına da izin verilmemeli. Maazallah böyle bir durumda da sorumlu oluruz

Ama hedefleri ortak olan gönüllü kuruluşlarla ortak çalışmalar yapılmalı.. Bugüne kadar bu noktalara özellikle dikkat edildi. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyet devam edecektir buna güveniyoruz.

Türkiye’de son dönemlerde siyasi iktidarda bizlere aşina insanlar bulunduğundan (tabii buna kendi arkadaşlarımızı da dahil ederek söylüyorum) gönüllü kuruluşlarımızın Devlet ile mesafesini ayarlamada bazen zorluklar ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu farklı yönleri olan bir konu. Ben bu konuya burada derinlemesine girmeyi düşünmüyorum yalnız bir vechesine temas etmek istiyorum.

Gönüllü kuruluşlarda en önemli konulardan biri malum maddi kaynak konusudur: Mekan, çeşitli projeler için gereken maddi harcamalar, vesaire.

Bu kaynak sıkıntısı kolay halledilemediğinden devletin çeşitli şekillerde desteğini almak isteyen kuruluş sayısının zaman içinde sürekli artma eğilimi gösterdiğine şahit oluyoruz. Öyle bir zamana doğru geldik ki neredeyse her şey devletten beklenir oldu. Bu nokta ve şahit olduğumuz gelişmeler ile ilgili derin derin düşünmek gerektiği kanaatindeyim

Bizler bu güne kadar bu yolu olabildiğince tercih etmemeye çalıştık.. Ağırlıklı olarak kendi imkanlarımızla, çevremizin imkanları ile, gönüllü desteklerle bir mesafe kat etmeye gayret ettik. Şu anda BYV’nin İçinde bulunduğu bu mekanı da bir protokolle birlikte Belediye ile ortak olarak kullanıyoruz. İnşallah kendi imkanlarımızla daha da güzeline sahip oluruz. Bu da hep beraber gayretle olur…

Peki, Hiç mi kamu desteği almayalım. Sınırlar bu kadar keskin mi olmalı?

Tam olarak Onu demek istemiyorum.

Ama kastettiğim husus şu ki ana odağımız Devletin ve Kamunun farklı versiyonlarından kaynak istemek ve kullanmak olmamalı.  Kendi yağımızla kavrulmaya özen göstermeliyiz diye düşünüyorum

Bir de yeri gelmişken ifade etmek isterim ki biz tam olarak karşılıksız mahiyette kamu hizmeti yapan bir kurumuz. Dolayısıyla Kamuya hadim vakıf statüsü alabilmeliyiz. Fakat bugüne kadar maalesef vakfımız bu statüye kavuşamadı. Bu noktada tüm arkadaşlarımızın el birliği ile gayretlerini önemsiyorum. Bu statüyü almak vakfın bir çok faaliyetine daha çok destek bulabilme imkanını arttıracaktır.

Bu bölümü özetlerken şu kızıl elmamı da ifade edeyim müsaadenizle

Vakıf çalışmasının bence en iyi örneği şu şekildedir. Kendi kazancından imkan nispetinde bir miktar ayırıyorsunuz, bir hizmet için onu vakfediyorsunuz.  Onun artık size geriye dönüşü yok., olmamalı. İlave olarak o hizmetin sürdürülebilir olması için bir akar da temin ediyorsunuz. Dolayısıyla yapılacak hizmet her yönü ile sağlam temellere sahip oluyor. İşte gerçek vakfı zihniyeti bu

İnşallah bu tarz hizmet edenlerden oluruz

Girişimci Ruh

Burada bir parantez açarak şunu ifade edeyim. Ülkemizde girişimci ruhu daha fazla teşvik etmek lazım kanaatini taşımaktayım.  Serbest düşüncenin hakim olduğu, serbest teşebbüsün teşvik edildiği, haklarına sahip çıkan, tuttuğunu koparan insan tipinin sayısının arttığı bir toplum düzeni önemli. Edilgen değil etken bir insan tipinin hakim olduğu bir toplum.

Devletin bir çok alanda sadece düzenleyici bir rol oynadığı, kendi vatandaşı ile rekabet eder işler yapmadığı, kendi vatandaşının gelişmesi için şartları kolaylaştırdığı bir düzen oluşması çok önemli. Son dönemlerde farkındaysanız bir çok noktada  devlet kontrolü artmaya başladı… Tabii ülkenin son yıllarda yaşadığı önemli travmalar ve tehlikeler belki bu gelişmeleri biraz anlaşılır kılıyor ama inşallah seçimler sonrası yeni dönemde bu trend farklı bir yöne doğru  döner.

İnsanların alanı genişler ve imkanları artarsa gönüllü faaliyetlerin daha fazla destekleyicisi olurlar diye ümit ediyorum. Veren el alan elden daima daha üstündür. Dervişin zikri tesbih çekerek Allah Allah demek ise imkan sahibi olanın zikri ise para sayarak Allah Allah demektir. Bence bu hal olması gereken normal durumdur.

Burada iki örnek vermek istiyorum. Geçen yıl hayırsever kişi ve kurumlar arasında bir sınıflama yapılmış ve ödüller dağıtılmıştı. Orada dikkatimi çeken nokta şu idi: ödül alan kuruluşların büyük çoğunluğu kamu kurumları, ticaret odaları ve borsaların başkanları idi. Bu ne kadar sıhhatli diye kendi kendime düşünmüştüm. Bu yardımlar kişilerden değil kamusal ve yarı kamusal bütçeden ayrılan rakamlardı. Emanet para ile harcama kolay olur. Maksat kendi cebinden harcayabilmektir. Mesela orada nispeten az olsa da kendisi için çok olan rakamları veren insanlar da taltif edilmelidir. Çünkü cebinden verilen para kolay verilmez..Gönüllü çalışmalarımızda, vakıflarda,  derneklerde, bu oranı yükseltmek zorundayız.

Burada güzel örnek İlim Yayma Cemiyeti ve İlim Yayma Vakfıdır. Özellikle de onların kuruluş ve ilk dönemleridir. O kuruluşların temelinde kendi kazançlarından harcayarak hizmet yapan Merhum Sebahattin Zaim hocanın deyimiyle Mahmutpaşa Burjuvazisi önemli bir yer tutar. Çarşı esnafı, tüccar, küçük ve orta boy sanayici.

Bu günün şartlarında o Mahmutpaşa Burjuvazisinin fonksiyonunu üstlenecek kişilerin sayısının artması için dua ediyoruz. Bu örnekleri yaygınlaştırmanın önemli olduğunu  düşünüyorum. Devletten  beklenen de bu kesimin güçlenebilmesi için şartları daha uygun hale getirebilmesi olmalıdır.

Özetle ifade etmek gerekirse

Burada odaklanacağımız önemli nokta bu dünyada bir iz bırakmak. Veren el olabilmek. Öldüğümüz zaman amel defterinizin açık kalabilmesi

Hadis-i şerifte geçtiği üzere
İnsan ölünce, üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-i cariye, faydalı ilmi eser bırakmak veya ona dua ve istiğfar edecek salih evlat

Sadaka-i cariye, cami, çeşme, yol, okul, vakıf mekanı yapmak, ağaç dikmek,  gibi insanlara faydası dokunan her çeşit iyi işlerdir.

Tabii faydalı ilmi bir eser oluşturmak da gönüllü kuruluşların önemli hedeflerinden biri olmalıdır. İnsan unsuru için ise düşüncemiz malum.

İşte vakıf ruhu ve gönüllülük ruhunun temelindeki ana hareket noktası da buradan kaynaklanır.

Vakfımızda başından beri gerek sadaka-i cariye gerek ilmi ve düşünsel faaliyet gerekse de insan yetiştirilmesi konusunda birçok çalışma yapıldı ve yapılıyor. Mütevelli heyetlerimiz de özveriyle gayret ediyorlar. Mesela bir kaç yıldır yapılmakta olan bu HAMİLİK çalışması böyle bir zihniyette devam eden çok özel bir çalışma..

Son olarak, İlke ve değerlerimiz arasında geçen diğer gönüllü kuruluşlarla beraber çalışmak, kucaklayıcı olmak, liyakat ve ehliyete önem vermek gibi kavramları da çok önemsediğimizi ifade ediyorum

Evet bir iftar sonrası sohbet çerçevesinde gönüllülük ruhu merkezli bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşma imkanı buldum. Ramazanınız hayırlı olsun. Allah oruçlarınızı ve ibadetlerinizi kabul etsin.

Yaklaşan Kadir gecenizi ve Bayramınızı şimdiden kutluyorum

*Bu yazı BYV’nin 9 Haziran 2018 iftarında yaptığım konuşmanın metnidir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir